sehadet - Blogcu


16/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

Peygamber Efendimizin(sav) Okudugu ilk Cuma Hutbesi...

"Ey Insanlar!

Kendiniz için ahiret azığı hazırlayınız ve onu kendinizden önce gönderiniz!

Elbette bilirsiniz ki, ölecek ve dünyada her şeyinizi geride bırakacaksınız!

Sonra Alemlerin Rabbi, arada bir tercüman ve perde bulunmaksızın sizden herbirinize:

Sana benim Resulum gelip, emirlerimi tebliğ etmedi mi?

Ben sana mal verdim, ihsanda bulundum.

Sen, bu nimetlerden, kendine ahiret payı ayırdınmı? diyecek

Oda, sağına soluna bakacak, hiç bir şey görmeyecek.

Sonra, önüne bakacak, orada da cehennemden başkasını görmeyecek!

Öyle ise, yarım hurma ile de olsa, cehennemden kendisini korumaya gücü yeten hemen o hayrı işlesin.

Onu bulamayan da güzel bir sözle kendisini korumaya çalışsın.

Çünkü bir iyiliğe, on mislinden yediyüz misline kadar sevab verilir.

Selam size, ALLAH'ın rahmet ve bereketleri üzerinizde bulunsun!"

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

16/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

KUTLU ELÇİNİN AİLE HAYATI

İzlemek için tıklayın.     Yazıcıya Gönder

bis-mil-la-hir-rah-ma-nir-ra-him

Rûm,30/21

Değerli Müminler!

Yüce Allah, insanı diğer varlıklardan üstün kılmış, farklı cinslerin bir araya gelerek, sevgi ve saygı temeline dayalı huzurlu aileler kurmalarını istemiştir. Zira aile, toplumun temeli ve çekirdeğidir. Aile, belirli bağlarla birbirine bağlı olan, karşılıklı hak ve ödevlere sahip bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Eşler için huzur, paylaşım ve iffet mekanı; çocuklar için terbiye, sevgi ve şefkat ocağı olan ailenin son derece önemli olduğu inkar edilemeyecek bir gerçektir. Bu nedenledir ki ilk insan ve ilk peygamber hayata eşiyle ve ailesiyle başlamıştır. Aile hayatında dertler, kederler, problemler bir bütünün parçaları olan aile bireyleri arasında paylaşım ve fedakarlıkla hafiflerken, sevinçler bayrama dönüşür. Anne-babanın şefkat kucağında yetiştireceği merhamet, doğruluk, dürüstlük gibi milli ve manevi değerlere saygılı yavrularla toplumun geleceği teminat altına alınır.

Saygıdeğer Müslümanlar!

Yüce Kitabımız Kur’an’da hemen her konuda bizler için en güzel örnek olarak gösterilen Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sadakat, fedakarlık, sevgi, hoşgörü ve mutluluk örnekleriyle dolu aile hayatı da ayrı bir önem arz etmektedir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber sadakat sahibi bir eş, sevgi ve şefkati eksilmeyen bir baba, emin ve fedakar bir dost idi. Onun aile yuvasını, huzur, paylaşım, adalet, fedakarlık ve saygı tabloları süslerdi. Allah Resulünün baba olduğu aile ocağında, coşkun ırmaklar gibi gönülden fışkıran muhabbet, şefkat, merhamet ve değer verme, yokluğu hissedilmeyen temel unsurlardı. Onun yuvası, eşiyle, çocuğuyla insanî erdemlerin yaşandığı bir yuvadır. Bu duygu ve temeller üzerine kurulan aileden, eş olarak sadakatin asla esirgenmediği Hz. Hatice’ler, bilgi ve hikmet kaynağı olan Hz. Aişe’ler, sevgi, saygı ve merhametin evlada dönüştüğü Hz. Fatıma’lar edep timsali Hz.Hasanlar, Hz.Hüseyinler yetişmiştir. Hasılı bütün bu güzellikler Kutlu elçinin yuvasında insanlık için birer sembol haline gelmiştir.

Değerli Kardeşlerim!

Çağımızda toplumlar büyük ailevî problemlerle karşı karşıyadır. Boşanan çiftlerin, yıkılan ailelerin, şefkat, saygı ve sevgi ortamından mahrum eş ve yavruların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öyle ki, “anneciğim, babacığım, evladım” gibi sevgi ve şefkat yüklü sözcüklere hasret kalan insanlar hiç de az değildir. Bu problemlerin aşılmasında Allah’ın en güzel örnek olarak takdim ettiği kutlu elçinin aile yapısını süsleyen değerlerin hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. O yüce Resul bir eş olarak; “Mü’minlerin imanca en mükemmeli, ahlaken en güzel olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da ailesine karşı hayırlı olanlardır.”[1], “Bir kimse hanımına kin duymasın; zira onda hoşlanmadığı huyları varsa buna karşılık, memnun kalacağı huyları da vardır.”[2] diye ümmetine sesleniyordu. Hz. Peygamber; “Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”[3] diyordu.

Kardeşlerim!

Müminler olarak eşimize, çocuğumuza Hz. Peygamberin sadakatini, sevgisini, merhametini, fedakarlığını göstermenin gayreti içinde olalım. Ailemizde ahlak, edep, hoşgörü, haklara saygı temel prensipler olmalıdır. Bu prensipleri hayata geçirmek, hem inancımızın hem de sağlıklı ve erdemli bir toplum olmanın gereğidir.

Hutbemi başlangıçta okuduğum âyetin mealiyle bitirmek istiyorum: “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah’ın varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen bir toplum için dersler vardır.”[4]

[1] Tirmizî, Radâ’, 11; İbn Mâce, Nikâh, 50; Müsned, II, 472.

[2] Müslim, Rada’, 63; Müsned, II, 329.

[3] Tirmizî, Birr, 15.

[4] Rum, 30/21

(A4 çıktı almak için)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

12/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

VATAN SEVGİSİ VE MİLLİ ZAFERLERİMİZ

İL                     : HATAY

AY-YIL             : AĞUSTOS - 2007

TARİH              : 31.08.2007

 

VATAN SEVGİSİ VE MİLLİ  ZAFERLERİMİZ

 

Ali İmran 13

           

Değerli Müslümanlar!

İnsanlar  yaratılış itibari ile dağınık ve toplu şekilde yaşarlar. Toplu şekilde yaşadıkları yere vatan denir. Toplum halinde yaşayan insanlar hürriyet ve istiklalle vatanlarını korurlar. Vatandaşlarından hürriyetlerinden mahrum olan millete dünyada huzur ve rahat olamazlar.

 

Muhterem Müslümanlar!

Bu cennet vatan bize ecdat emanetidir. Bu emaneti severek koruyarak gerektiğinde canı feda ederek emanete sahip çıkmalıyız. Yüce Allah Kuranda şöyle buyurur: ’Allah yolunda savaşanlarla inkarcılar karşı karşıya geldiklerinde, inkarcılar karşılarındaki Müslümanları iki misli görürler.Allah dilediğini yardımı  ile destekler (1) Atalarımız her gittikleri yerlere İslamı anlatmışlar, oraları birer İslam abidesi haline getirmişlerdir.Vatanı olmayan milletlerin can mal namus nesil emniyetleri olmadığı gibi dini emirleri rahatlıkla yaşayamazlar onun için vatanını korumak sınırlarında nöbet tutmak  içerden ve dışardan gelen tehlikelere karşı koymayı nafile ibadet sevabı saymış,onunla canını vermeyi şehitlik mertebesi ile mükafatlandırmıştır.

 

Muhterem Müslümanlar!

Olmuş olan olaylar bazen insanın hafızasından silinmez. Ecdadımız İslamı seçtikten sonra tarihimiz milli zaferlerle dolmuştur. Üzerinde yaşadığımız şu güzelim  cennet vatanımız maddi ve manevi zorluklarla kurulmuştur bu vatanımızın her karış toprağında şehitler yatmaktadır.Milli şairimiz ne güzel ifade ediyor : Öyle meşbu-u, şahadet ki bu öksüz toprak. Fışkıran otları bir sıksa ondan kan çıkacak. (2) Ecdadımız vatanları uğruna canlarını ve mallarını feda etme anlayışı dinimizin vatanı sevmeye savunmaya verdiği önemi göstermektedir.

 

 

 

 

 

           

 

 

 

Muhterem   Müslümanlar!

Tarihimiz milli zaferlerle dolu olup altın harflerle yazılmıştır. İstanbul’u fetheden fatih ya İstanbul beni alır ya İstanbul’u ben alırım buyurmuşlar. Malazgirt zaferi ile Türklerin Anadolu’ya gelmesini sağlayan Alparslan şehit olursam bu beyaz elbisem kefenim olsun gazi olursam önümüzde hayırlı günler var buyurmuşlar. Malazgirt savaşından sonra yurdumuza haçlı savaşları başlamış Osmanlı Devletini çökmesi ile Mondros mütarekesi ve Sevr anlaşmasıyla topraklarımız taksim edilmişti. Ecdadımız bu taksimatı kabul etmeyerek yokluk içinde en zor şartlarda tarihe Türk İstiklal Savaşı diye geçen ve dünyaya Türkiye’nin Türk yurdu olduğunu kanıtlayan 30 Ağustos zaferidir.            1922 yılında Büyük Millet Meclisinde  M.Kemal Atatürk “Arkadaşlar tek başıma kalsam dahi Türk Bayrağını göğsüme sarıp şehit olacağıma huzurunuzda yemin ediyorum.!” Diyerek vatan sevgisi ve milli duygusunu ortaya koymuştur.

 

           Muhterem  Müslümanlar!

 

30 Ağustos zaferi ile Türk toprakları asla işgal edilmeyeceği halkı esir olmayacağını bayrağının inmeyeceğini ezanlarının susmayacağını bütün dünyaya haykırmıştır bu zaferler imanın,ilmin,azmin,cesaretin bir ürünüdür milli şairimiz kim bu cennet vatanı uğruna olmaz ki feda, şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda (3) ifadesindeki şu güzelim cennet vatanımızı sevelim, koruyalım, kollayalım.

 

Şu kopan fırtına Türk  ordusudur ya rab,

Senin uğruna ölen bu ordudur ya rab

Ta ki yücelsin ezanlarla, müeyyed namın,

Galib et çünkü bu son ordudur İslam’ın.

 

 Göğsünde iman, elinde Kur’anla, vatan işgal edilmesin, bayrak inmesin, ezan susmasın diye canlarını feda ederek bize eşsiz bir vatan bırakan şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz  Ruhları şad olsun

 

____________________

1) Ali  İmran 13

2) Safahat

3) Safahat

 

       

                                   Rafet APA

                                   Aktaş İskan Camii İ.H.

                                                           KIRIKHAN                  

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

12/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

İNSAN HAKLARINA SAYGI

İL                     : HATAY

AY-YIL             : AĞUSTOS - 2007

TARİH              : 17.08.2007

 

 

İNSAN HAKLARINA SAYGI

 

 

Değerli Müminler!

İnsan toplu yaşamak zorunda olan sosyal bir varlıktır. Bu itibarla sosyal ilişkileri düzenleyecek bir nizama ihtiyaç vardır. Toplum hayatını düzenleyen ve devlet müeyyidesi ile kuvvetlendirilmiş olan kaidelerin bütününe hukuk denir. Hukukun insanlara tanıdığı menfaate ve salahiyete hak denir. Herkese tanınması gereken temel hak ve hürriyetler için deİnsan Hakları’’ tabiri kullanılmaktadır.

 İnsan hakları konusuna son derece önem veren dinimiz bu hakların çiğnenmesine hiçbir şekilde rıza göstermemekte, bu hakkın soy sop, renk, ırk, mal ve makam üstünlüğü iddiası ve benzeri gerekçelerle ihlal edilmesine müsaade etmemektedir.  Çünkü dinimize göre insanın iradesinde olmayan yaratılıştan gelen özellikler bir üstünlük sebebi olmadığı gibi insan haklarını ihlal etmeye gerekçe de olamaz.

 

Değerli Mü’minler!

Yüce dinimiz İslam’a göre korunması gereken beş mukaddes esas: can, mal, namus, din ve akıldır. (1)  Bu esasların emniyeti, insanın ve insanlığın emniyet ve selametidir. Korunması istenen bu beş esasa doğrudan veya dolaylı yapılan her saldırı insan haklarının ihlali ve kul hakkı olarak değerlendirilmektedir.

 Değerli Mü’minler!

En temel insan hakkı olan hayat hakkının dokunulmazlığı Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de  Kim bir mü’mini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır (2).  buyurulmak suretiyle teminat altına alınmıştır.

Yine gıybetin, dedikodunun, iftiranın, kötü lakap takmanın, insanlarla alay etmenin, kişinin ayıplarını araştırmanın yasaklanması (3) kişinin şahsiyet ve itibarının korunması açısından gözetilmesi gereken insan hakları kapsamında değerlendirilmiştir.

Ayrıca, hırsızlık, gasp, alışverişte aldatma vb. davranışların dinimizde yasaklanmış olması da bir diğer insan hakkı olan mal emniyetini temin içindir.

 

 

 

 

 

 

 

Değerli Mü’minler!

Hürriyet, varken kıymeti tam anlaşılamayan temel bir haktır. İnsan için hür olmak asıldır. Dinimiz başkalarının hak ve hürriyetlerine tecavüz etmemek kaydıyla insanlara din ve dünya işlerinde hür iradesiyle serbest hareket imkanı sağlamış, şahsi hürriyet İslam’da en geniş manasıyla tanınmıştır. Bir kimsenin hayat ve şahsiyetine saldırı zulüm olarak kabul edilmiştir.

            Bunlardan başka; düşünce ve söz hürriyeti, iş ve meslek hürriyeti, seyahat hürriyeti, mülkiyet hakkı, can, mal, mesken ve özel hayatın dokunulmazlığı, evlenme hakkı, kadın hakları, sosyal güvenlik hakkı gibi akla gelebilecek pek çok konuda İslam’ın söyleyecek sözü ve kişilere tanımış olduğu hakkın  varlığı unutulmamalıdır.

        Hutbemi  Sevgili peygamberimiz(sav)’in ilk insan hakları beyannamesi sayılabilecek veda hutbesindeki şu ifadeleri ile bitiriyorum;

“Ey insanlar! Bu günümüz , nasıl mukaddes bir gün, bu ayımız nasıl mukaddes bir ay, bu şehrimiz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki, canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da, ta Allah’ın huzuruna çıkıncaya kadar bu mukaddes gün, bu mukaddes ay bu mukaddes şehir gibi, yekdiğerinize karşı mukaddestir (4)

 

                                              Mehmet ARSLANER

                                                      Erzin Vaizi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

12/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

İSLAMDA ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

İL                     : HATAY

AY-YIL             : AĞUSTOS - 2007

TARİH              : 03.08.2007

 

İSLAMDA ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

Muhterem Mü’minler!

İslâm; madde ile mânâ, ruh ile beden, dünya ile ahiret arasında hassas dengeler koymuştur. Bu ölçülere uyarak çalışanlar, dünya ve ahiret saadetine ererler. Dinimiz, dünya ve ahiret mutluluğu için çalışmayı farz kılmıştır. Şu halde, Allah Teala’nın hoşnutluğunu kazanmak için çalışmalıyız. Çünkü insan, dünya ve ahirette kendi amelinin karşılığını görecektir. Nitekim bu gerçek, Kur’an-ı Kerim’de: “Doğrusu insanın eline geçecek olan, kendi çalışmasından başkası değildir”1 şeklinde ifade olunmuştur.

 

Muhterem Müslümanlar!

Kâinatı idare eden Cenâbı Allahtır. O her an bu kainata hayat veriyor, yaratmaya devam ediyor. “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, her an yaratma halindedir”2 ayeti, bu gerçeğe işaret ediyor. Varlıklar; ibadet, rızık, affedilme ve benzeri konularda Allah’tan yardım isterler. Allah; diriltmek, öldürmek, değerli veya değersiz kılmak, zengin veya fakir yapmak, isteyene vermek ve benzeri işlerde; her an kainatta tasarruf etmektedir. Madem ki; yer çalışıyor, gök çalışıyor; öyleyse bizim de Allah’ın kulları olarak çalışmamız, hem de çok çalışmamız gerekmez mi? Yüce Rabbimiz Kur’an’da, bizim; hem dünya hem de ahiret için çalışmamızı emrediyor. Kasas Sûresi’nin 77’inci ayetinde: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu ara. Ama dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et...” buyurulmaktadır.

 

Değerli Mü’minler!

Peygamberimizin şu hadisi şerifleri, bu konuyu çok güzel açıklamaktadır: “Sizin hayırlınız; ne dünyasını ahireti için, ne de ahiretini dünyası için terk edendir. Her ikisi için de çalışandır.”3  “Hiç kimse, elinin emeğinden daha hayırlı lokma yiyemez.”4  “İki gününü birbirine eşit geçiren aldanmıştır.”5  “Amellerin en üstünü, helal kazanç sağlamak için çalışmaktır.”6  “Rızkını araştıran, bunun için çalışan kimse; Allah yolunda cihat yapan gibidir.”7  “Başkalarına muhtaç olmamak, çoluk-çocuğunun mutluğu ve komşularına yardım niyeti ile çalışan ve helalinden para kazananlar, yüzleri ak olarak Allah’a ulaşacaklardır.”8  “Helalinden çalışarak, yorgun bir vaziyette yatağa giren insanın günahları affedilecektir.”9  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aziz Mü’minler!

Müslümanlık, hayat dinidir. Hareket ve çalışma dinidir. Zenginlik dinidir. İslam’ın beş temel esasından ikisi; Hac ve Zekat, çalışan ve zengin olanların yapabilecekleri ibadetlerdir.

Allah Teala; “Yeryüzüne dağılın. Allah’ın lütfundan rızkınızı arayın”10, “Zerre miktarı iyilik yapan, onu görecektir. Zerre miktarı kötülük yapan da, onu görecektir”11 buyurmaktadır. Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in duasıyla bitirmek istiyorum: “Allahım! Sıkıntı ve hüzünden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve pintilikten, insanların kahrından sana sığınırım.”12

 

                                                           DİYANET

 

________________________

1 Necm, 39.

2 Rahman, 29.

3 Cami’üs-Sağir, c.2, S.116.

4 Buhari, Büğû, 15.

5 Keşfu’l-Hafa, c.2, s.123,H.No:1406.

6 Feyzül Kadir, c.2, s.26, H.No:1238.

7 İhya, c.2, s.89.

8 H.B. Çantay, 40 Hadis, No:33.

9 Cami’üs-Sağir, c.2., s.287.

10 Cuma, 10.

11 Zilzal, 7-8.

12 Tac, c.5, s.113

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

9/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

Ticaret ahlakı

İL : İSTANBUL
AY-YIL : KASIM-2007
TARİH : 02.11.2007 (1. HAFTA)

بسم الله الرحمن الرحيم
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ اَلَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ {1} و قال رسول الله صلي الله عليه وسلم: " اَلتَّاجِرُ الصَّدُوقُ اْلأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ {2}

TİCARET AHLÂKI

Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimiz İslâm, emir ve yasaklarıyla fert ve toplumun dünyevî ve uhrevî huzur ve saadetini hedeflemiş, bu amaçla hırsızlığı, yalan söylemeyi, hile yapmayı, ticaret ve alışverişte eksik ölçme ve eksik tartmayı, kısaca başkalarına zarar veren her türlü haksız davranışları haram kılmıştır.
Bu hususta Cenâb-ı Hak Mutaffifîn sûresinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun. Onlar düşünmezler mi ki büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler! Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır”[1].

Değerli Müminler!

Müslüman, kazancının helal olmasına, kazanırken de başkasının hakkına tecavüz etmemeye özen göstermeli, yaptığı işi, ibadet şuuru içinde dürüstçe yapmalı, aldığı ücretin helal olmasına dikkat etmelidir.
Sevgili Peygamberimiz, ticaret ahlâkı ile ilgili prensipleri ortaya koyarken, ticarette haksız rekabeti, müşteri kızıştırmak için alıcıymış gibi davranmayı, hileli artırımda bulunmayı yasaklamış [3]; gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alışverişin bereketini, Allah Teâlâ’nın yok edeceğini [4] bildirmiştir.
Yine Peygamberimiz, “Doğru ve güvenilir tacir (âhirette) peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir” [2] hadisiyle ticaret ahlâkının önemini ve bu ahlâkın kurallarına uymanın ne kadar ulvî bir davranış olduğuna dikkat çekmiştir. Keza Resûlullah müşterinin gafletinden veya bilgisizliğinden faydalanıp, onu aldatanı da sert bir dille ikaz etmiştir.


Nitekim bir gün pazarı dolaşırken bir yiyecek yığınına elini daldırmış, eline ıslaklık gelince; “Nedir bu? diye sormuş, bunun üzerine satıcı: Yağmur yağmıştı ondan dolayı ıslandı diye cevap verince, Peygamberimiz: Niçin o ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin? diye mukabelede bulunduktan sonra: “Bizi aldatan bizden değildir.” [5] buyurmuşlardır.
Bu uyarı da gösteriyor ki müşterinin, tüketicinin aldatılması bir kul hakkı ihlalidir, müslüman bir toplumda olmaması gereken bir kötülük, bir hastalıktır. İş hayatında hileli yollara sapanlar, maddî bakımdan bir şeyler kazansalar da dinî açıdan iflas etmiş kişilerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz kul haklarını ihlal eden kimseleri müflis olarak nitelendirmiştir [6]. Onun açıklamasına göre böyle bir kimse âhirette namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber öyle günahlarla gelir ki kimilerine sövüp saymış, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş, günahları da daha da artmış, dolayısıyla iflas eden durumuna düşen bu kişi cehenneme atılır.

Aziz Müminler!

Öyleyse dünya hırsına kapılmadan, helalinden kazanıp çoluk çocuğumuza temiz rızık, helal lokma yedirelim. Özümüz, sözümüz, ticaretimiz, sanatımız, ortaklığımız, dostluğumuz, arkadaşlığımız hep dürüstçe olsun. Böylece dünyamızı da, âhiretimizi de mamur edelim.
_________________________
[1] Mutaffifin 83/1-6.
[2] Tirmizî, “Büyû”, 4, İbn Mâce, “Ticaret”,1.
[3] Buhârî, “Büyû”, 58, 64, 70; Müslim, “Büyû”,11.
[4] Buhârî, “Büyû”, 26; Müslim, “İmân”, 117, “Müsâkât”, 131.
[5] Müslim, “İmân”, 164; Ebû Dâvûd, “Büyû”, 50.
[6] Bkz. Müslim, “Birr”, 59; Buhârî, “Mezâlim”, 10.



İstanbul Müftülüğü
Hutbe Komisyonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

9/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

hac

İL : İSTANBUL
AY-YIL : KASIM-2007
TARİH : 09.11.2007 (2. HAFTA)
بسم الله الرحمن الرحيم
وَ لِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً {1}
و قال النبي صلي الله عليه وسلم : " اَلْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ" {2}

HACCI ANLAMAK

Muhterem Müminler!

Hac mevsiminin başlamasıyla binlerce vatandaşımız yakınlarıyla birlikte büyük bir heyecan yaşamaktadır. Bu heyecan mukaddes yolculuğa yaklaşmanın bir habercisidir.
Bazıları belki ömründe bir defa bile köyünden kasabasından çıkmamış, başkalarını tanıma imkanı bulamamış yüz binlerce müslümanın, dünyanın dört bir yanından gelmiş milyonları görmesi, tanıması, onlarla omuz omuza namaz kılması, tavaf ve sa’y yapması bile ne büyük bir olay, ne muhteşem bir güzelliktir!
Hayatında sadece bir kez hacca gidebilen Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular: “Makbul haccın bir tek karşılığı vardır, o da cennettir” [2]. Aziz müminler, lütfen, şunu hiç unutmayın: Bu büyük ödülü, yaptığımız haccın sayısı değil, sadece bir defa yapmış olsak bile, Allah katındaki değeri kazandıracaktır. Bu bakımdan haccın diğer bütün ibadetlerden farklı bir yönü var; o fark da hacdan başka, ömürde bir kez yapılması farz ve yeterli olan ibadetin bulunmayışıdır.
Genel olarak İslâm dünyasında, özellikle de bizim millî kültürümüzde hac müslümanın hayatında böylesine bir dönüm noktasıdır. Onun için, daha hacca gitmeye karar vermesinden itibaren insanın dinî ve ahlâkî davranışında köklü ve derinden bir değişiklik başlayacak. Artık geçmişteki cahillikler terk edilecek. Hacca gitmenin icabı olarak daha olgun bir dinî hayat dönemi başlayacak. İbadetlerimiz daha muntazam, duygularımız daha temiz, kalplerimiz daha şefkatli, merhametli, affedici olacak; sözlerimiz daha güzel ve hayırlı, işlerimiz daha düzgün olacak; âhir ve akıbetimizi daha çok düşüneceğiz; ukbâmız, ölüm ötemiz için daha çok hazırlık yapmaya gayret edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim!

Daha yola çıkmadan yapılacak işler var. Haccın en başı, bu ibadeti iyice anlayıp kavramaktır; sonra hacca karşı derinden arzu hissetmek, sonra hacca gitmeye sağlam karar vermek, sonra engelleyici bağlardan kurtulmak gibi diğer hazırlıklar gelir.


Tövbe etmek, kul haklarını ödemek, geride kalanların nafakasını hazırlamak gerekiyor. Hac parası helal kazanç olmalı; mümkünse, lüzumu halinde fakirleri de kollayacak miktarda olmalıdır. Hac arkadaşını iyi olan ve iyilik için çalışan insanlardan seçmek; akrabalarla, komşularla, dostlarla vedalaşmak, helalleşmek gerekir.
Hacca başkalarının kusurlarını değil, kendi kusurlarımızı görmek ve düzeltmek için gideceğiz. Tekrar ediyorum: Hacca başkalarının kusurlarını değil, kendi kusurlarımızı görmek ve düzeltmek için gidiyoruz. Orası, başkasından değil, kendimizden şikayet etme; tövbe, istiğfar ve dua etme yeridir.
Elbette sorumlu kurumların ve kişilerin görevi hacıları imkanlar ölçüsünde rahat ettirmektir; ancak hacının görevi de orada bedeninin rahatını değil, ruhunun huzurunu aramasıdır; orada zamanını zayi etmeyip her saniyesini tövbe, istiğfar, dua, zikir, tilavet gibi ibadetlerle zenginleştirmesidir.

Muhterem Müminler!

Hac asla sıradan bir yolculuk, turistik bir olay gibi düşünülmemelidir. O bir ibadettir; mânevî bir arınma ve yükseliştir. İnsanın, mümkün olduğunca maddî, bedensel ve dünyevî heveslerini geride bırakarak, kalbinden atarak, asıl hedefine adeta kilitlenmesidir. O hedef, hacı adayının derin bir ruhaniyet ve mâneviyat sürecine girdiği hac yolculuğunun Kâbe ucunda Beytullah’ta gerçekleşecek olan “likaullah”tır; Allah’a kavuşma, Allah ile buluşmadır.
Hacda manevî duygular doruk noktasına ulaşır. Diğer bütün müminlerle birlikte, hep bir ağızdan; “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!” “Buyur Allahım! Emrine âmâdeyim Allahım! Senin eşin ve benzerin yoktur. Emret Allahım! Her türlü övgü, sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senin. Senin eşin ve benzerin yoktur.” diyerek “telbiye”yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde Kâbe’yi tavaf ederken, Arafat’ta vakfe yaparken kendisi, aile fertleri ve bütün müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara keffaret, ruhlara şifa olur. İşte Peygamber Efendimiz, böyle yapılan makbul bir haccın bir tek karşılığı olduğunu, onun da cennet olduğunu bize müjdeliyor.
Bütün hacı adaylarımızın böylesine makbul, hayırlı ve dönüştürüp düzeltici bir hac yapmalarını niyaz ediyorum.
_________________
[1] Âl-i İmran, 3/97.
[2] Buhârî, “Umre”, 1; Müslim, “Hacc”, 437.

Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
İstanbul Müftüsü

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

9/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

Sünnete Bağlılık

İL : İSTANBUL
AY-YIL : KASIM-2007
TARİH : 16.11.2007 (3. HAFTA)
بسم الله الرحمن الرحيم
وَماَ آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا {1}
و قال النبي صلي الله عليه وسلم: " وَ مَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ اَحَبَّنِي ؛ وَ مَنْ اَحَبَنَّي كَانَ مَعِي فيِ اْلَجَنَّةِ" {2}
SÜNNETE BAĞLILIK
Muhterem Müminler!
Sevgili Peygamberimizin yaklaşık 23 senelik peygamberlik hayatı boyunca, söylemiş olduğu her söz, yapmış olduğu her iş, emrettiği, yasakladığı, onayladığı veya reddettiği her şey, ayrıca hayatı, ahlâkı ve şemâili ile ilgili olarak nakledilen bilgilerin tümü hadis veya sünnet olarak isimlendirilmektedir. İlmî kaynaklarda aynı anlamı karşılamak üzere birbirinin yerinde kullanılan hadis ve sünnet, dinimizin Kur’ân-ı Kerîm’den sonraki ikinci temel kaynağıdır ve bütün müslümanlar için bağlayıcı bir hüküm ifade eder. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de “Peygamber size ne getirirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da uzak durun” [1] buyururken aynı zamanda sünnetin dindeki yerine vurgu yapmaktadır. Peygambere itaatin Allah’a itaat gibi olduğunu [3], Allah Resûlünün müminler için her yönüyle güzel bir örnek olduğunu belirten [4] âyetlerde de sünnetin önemine işaret edilmiştir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Hz. Peygamber, Kur’an’la beraber sünneti göz önünde bulundurarak yaşanan hayatın insanı hidayete ve saadete götüreceğini, sünnetten uzaklaşarak veya onu terk ederek yaşanan hayatın sonunun da sapkınlık ve hüsran olacağını belirtmektedir. Vefatından kısa bir süre önce söylendiği anlaşılan bir hadisinde Efendimiz şöyle buyururlar: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı bir şekilde sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlardan biri Allah’ın Kitab’ı, diğeri de Resûlünün sünnetidir” [5]. Allah Resûlünün bizlere bir emaneti ve mirası olan sünneti yaşamak ve yaşatmak dinin ayakta kalmasına, sünneti red veya terk etmek ise dinî anlayış ve yaşayışımızın bozulmasına sebep olur. Efendimiz bu hususa değindiği bir hadisinde de şöyle buyurmaktadır: “Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetlerin birer birer terkiyle ortadan kalkar” [6].

Değerli Müminler!
Sünnet, Allah’ın son Kitab’ı olan Kur’ân-ı Kerîm’in açıklayıcısı olması bakımından dinimizde önemli bir yere sahiptir. Nitekim Kur’an’da emredilen ve İslâm’ın şartı sayılan namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekatın nelerden ne kadar verileceği ve haccın ne şekilde yapılacağı ile ilgili bilgiler hep hadislerden öğrenilmektedir. İman konularının ayrıntılarına ait bilgilerin kaynağı da hadislerdir. Bunun dışında, Kur’an’da esasları verilip ayrıntıları zikredilmeyen, ancak Hz. Peygamber’in günlük hayatında tatbik ettiği ve müslümanlar için uyulması gerekli olan birçok ahlâkî prensip de sünnete dayanır. Bu hususlar bize, sünnet olmadan Kur’an’ın birçok âyetini anlamanın ve İslâm’ı doğru bir şekilde yaşamanın mümkün olamayacağını göstermektedir.
Muhterem Cemaat!
Hz. Peygamber’in hayat biçimi olan sünnete saygı göstermek, onu korumak ve hayatımızı ona göre düzenlemek dinî bir görevdir. Sünnete dayanan davranışlarımız bizi Peygamber Efendimize yaklaştırır, ona benzememize ve onun sevgisini kazanmamıza vesile olur. Kıyamet gününde şefaatine nâil olmamıza ve onun “ümmetimdir” diyerek bize sahip çıkmasına sebep teşkil eder. Bu bakımdan sünneti hafife almamalı, günlük hayatımızda elden geldiğince Efendimizin davranışlarını örnek alarak yaşamaya çalışmalıyız.
Sünnetsi dışarıda bırakan, Kur’an bize yeter diyen bir İslâm anlayışı yanlıştır. Bakın Peygamberimiz bu düşüncede olanları nasıl uyarıyor: “Benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, ‘biz onu bunu bilmeyiz, Allah’ın Kitab’ında ne bulursak ona uyarız, o kadar’ derken bulmayayım” [7].
Sözümüm Peygamber Efendimizin konuyla ilgili çok önemli ifadeleriyle bitiriyorum. Buyuruyorlar ki: “Kim benim sünnetimden (yaşam tarzından) yüz çevirirse benden değildir” [8]. “Benim sünnetimi (sevip) yaşatan beni de sevmiş olur. Beni seven ise cennette benimle beraber olacaktır” [2].
_______________________
[1] Haşr, 59/7.
[2] Tirmizî, “İlim”, 16.
[3] Nisâ, 4/80.
[4] Ahzâb, 33/21.
[5] Muvatta, “Kader”, 3.
[6] Dârimî, “Mukaddime”, 16.
[7] Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 5; Tirmizî, “İlim”, 10.
[8] Buhârî, “Nikâh”, 1.
Dr. Mehmet EFENDİOĞLU
Üsküdar Vaizi

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

9/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

İlim ve Terbiye

İL : İSTANBUL
AY-YIL : KASIM-2007
TARİH : 23.11.2007 (4. HAFTA)
بسم الله الرحمن الرحيم
هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي ْالأ ُمِّيِّينَ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ
آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ {1}
و قال النبي صلي الله عليه وسلم:" إِنَّماَ بُعِثْتُ مُعَلِّمًا"{2}

İLİM ve TERBİYE
Değerli Kardeşlerim!
Yüce dinimiz bütün emir ve yasaklarıyla, inanç, ibadet ve amelleriyle insanın her iki dünyada mutlu olmasını hedeflemiştir. Bu amaçla, okuma-yazma bilmeyen [1] ve cahilliğiyle övünen bir topluma gönderilen Peygamberimizin Allah’ın lütfuyla böyle bir toplumdan son derece faziletli ve medenî bir nesil çıkartması insanlık tarihinin en müstesna vakıalarından biridir. Bu durum aynı zamanda en zalim insanların bile örnek bir eğitimle nasıl olgun birer şahsiyet olabileceklerini bizlere göstermiyor mu?
Kur’ân-ı Kerîm okumaya, öğrenmeye, yazmaya büyük önem vermiştir. Nitekim ilk inen âyetlerde okumaktan, kalemden, yazıdan söz edilmektedir [3]. Cenâb-ı Allah okuyan, öğrenen ve öğrendiklerini uygulayan kimseleri övmüş ve onları diğer inananlardan üstün tutmuştur [4].
Muhterem Cemaat!
Her müslüman dünya ve âhireti için kendisine lazım olan bilgileri elde etmekle yükümlüdür. İlim ve bilgilenme faaliyeti ile ilgili Kur’an’da 750 civarında âyetin geçmesi konuya verilen ehemmiyete işaret etmektedir. Cenâb-ı Allah bize “Rabbim! İlmimi arttır” [5] diye yakarmamızı öğütlemektedir. Ancak şunu da unutmamalıyız ki, bütün nimetler gibi bilginin de dünya ve âhiret hayatımıza faydalı olması gerekir. Nitekim Peygamber Efendimiz bir duasında faydası olmayan bilgiden Allah’a sığınmıştır. Yine Efendimiz “Bilen, bildiklerini uygulayan ve başkalarına öğreten kimse melekler arasında büyük diye anılır” [6] buyurmaktadır.





Allah Teâla savaş halinde bile ilim sahiplerinden cepheye gitmeyip toplumu aydınlatma görevine devam etmelerini istemiştir [7].
Eğitimde ilk dönemin ne kadar önemli olduğunu uzmanlar anlatıyorlar. Bu dönemde çocukları ihmal etmenin acı sonuçlarını yaşayanlarımız az mı? Çocuk ilk eğitim ve terbiyesini ailede alır, bu itibarla anne-babalar çocukların ilk öğretmenleridir. Anne-babalar bazı şeyleri çocuğuna öğretebilecek seviyede değilse onları öğretecek birilerini bulmakla sorumludur. Anne-babanın mesuliyeti çocukları okula göndermekle bitmez. Aile çocuğuna bazı ahlâkî ve dinî bilgileri ve millî kültürümüzü, örf ve adetlerimizi öğretmeli, öğrenecekleri ortam ve şartları hazırlamalıdır. Her birimiz sorumluluk taşıyan aile fertleriyiz. Hepimiz bizden sonraki nesillere iyi şeyler kazandırma imtihanı veriyoruz. Sonraki nesillerden iyi şeyler beklemek onlara ne kadar iyi örnek olduğumuza da bağlıdır.
Bugün genç nesillerde yaygınlaşan sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı maddelerle, her türlü şans oyunları, kumar ve cinsel sapmalar gibi olumsuzluklarla mücadelede hepimize görevler düşmektedir.
Ancak bu mücadelede en büyük görev toplumu eğitme konumundaki ilim adamlarına, daha çok da eğitimcilere düşmektedir.
Aziz Cemaat!
Okula giden her çocuk için ilk öğretmeni unutulmaz bir yere sahiptir. Hemen hemen hepimize okuma-yazmayı öğreten onlardır. Öğretmenlerimizin sorumluluğu büyük olduğu gibi hakkıyla yaptıkları işin mükâfatları da büyüktür. Peygamberimizin “Allah, melekler, yer ve gökte bulunan her şey, yuvasındaki karıncaya, denizdeki balığa varıncaya kadar bütün canlılar insanlara iyilik öğreten muallime dua ederler” [8] müjdesi bu durumu ne de güzel ifade ediyor!
Bize okumayı, yazmayı öğreten, çok kıymetli bilgiler kazandıran değerli hocalarımızdan vefat edenleri rahmet ve minnetle anıyoruz. Hayatta olan ve görevi başında bulunan bütün öğretmenlerimize başarılar diliyor, hayır dualarımızla eğitim camiasının öğretmenler gününü kutluyoruz.
__________________________
[1] Cuma, 62/2.
[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 328.
[3] Alak, 96/1-5.
[4] Zümer, 39/9.
[5] Kehf, 20/114.
[6] Tirmizî, “İlim”, 19.
[7] Tevbe, 9/122.
[8] Tirmizî, “İlim”, 19.
İstanbul Müftülüğü
Hutbe Komisyonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

9/5/2008 · Kategori: Cuma Hutbeleri

Engelliler

İL : İSTANBUL
AY-YIL : KASIM-2007
TARİH : 30.11.2007 (5. HAFTA)
بسم الله الرحمن الرحيم
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا {1}
و قال النبي صلي الله عليه وسلم:
"بِحَسْبِ امْرِئ ٍ مِنَ الشَّرِّ انْ يَحْقِرَ اَخاَهُ الْمُسْلِمْ" {2}
ENGELLİLERE KARŞI GÖREV ve SORUMLULUKLARIMIZ
Aziz Müminler!
Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de, zihnî, rûhî ve bedenî yönden engelli ve özürlü insanlar bulunmaktadır. Bu kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken ilgi ve desteği göstermek insanî ve İslâmî görevimizdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “Bakıma muhtaç kimselerin sorumluluğu bize aittir” [3] buyurarak ihtiyaç sahibi ve engelli kimselere toplum olarak sahip çıkılmasını istemiştir. Diğer bir hadislerinde ise, "Kim mü’min kardeşinin bir ihtiyacını karşılarsa Allah da onun bir ihtiyacını karşılar. Kim müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet gününde onun bir sıkıntısını giderir” [4] buyurmuşlardır. Kur’ân-ı Kerîm’de hastalara, çaresizlere ve engellilere özel kolaylıklar tanınmasını emreden çok sayıda âyet var. Ayrıca Resûl-i Ekrem de bizzat, hasta, engelli, özürlü ve muhtaç kimselere sahip çıkmış, onlara şefkat ve merhamet göstermiştir. Peygamberimiz engelli kimselere yol göstermenin, onlara rehberlik etmenin ve ihtiyaçlarını karşılamanın Allah katında sadaka olduğunu bildirmiştir [5].
Muhterem Kardeşlerim!
Bir çok insan, doğuştan yahut sonradan elîm bir kaza veya hastalık sonucu felçli, ortopedik engelli, işitme ya da görme özürlü olabilmektedir. Kim bilir belki de hiç beklenmedik bir anda bizler de engelli ya da özürlü olabiliriz; -Allah korusun- gören gözümüz görmez, işiten kulağımız işitmez, tutan elimiz tutmaz, yürüyen ayağımız yürüyemez olabilir. Bu nedenle, bir yandan sağlığımızı korumak için gerekli tedbirleri alırken; diğer yandan da fert, aile, sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşları olarak engelli ve özürlü kardeşlerimize karşı maddî ve manevî sorumluluklarımızın olduğunu unutmamalıyız.
Özürlü ve engelli kimselere değer vermeli, söz ve davranışlarımızla onların gönüllerini almalı, huzur ve mutluluklarına vesile olmalıyız. Hayatlarını kolaylaştırıcı mahiyette her türlü maddî ve manevî tedbiri almalı, gerekli altyapı hizmetlerini sunmalıyız.
Engelli ve özürlü çocukları olan ailelere yardım yapmalı, eğitim ve öğretim desteğinde bulunmalıyız. İmkânlarımızı zorlayarak, özürlü ve engelli kardeşlerimize iş imkânı sağlamalı; böylece onlara, çalışıp üretmenin ve helâlinden kazanmanın mutluluğunu tattırmalıyız. Müslüman bireye, müslüman topluma yakışan budur. Bu konuda bizim başka toplumlardan geri olmamız Müslümanlığımıza yakışmaz. Biz “Bütün insanlık bir ailedir.”[6] buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz.
Diğer yandan, hiçbir engelli ve özürlü kimseyi, “kör, sağır, dilsiz ve topal ” gibi sıfatlarla nitelememeli, her türlü aşağılayıcı söz, fiil ve davranışlardan sakınmalı, şakayla da olsa onlarla alay etmemeliyiz. Kur’ân-ı Kerîm bunu kesin ifadelerle yasaklamıştır [7]. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şu uyarıyı yapmaktadır: “Kardeşinin derdine sevinip gülme, sonra Allah ona merhamet eder de, seni onun sahip olduğu dertle müptela kılar” [8].
Saygıdeğer Müminler!
Engelli ve özürlü kardeşlerimiz de bilmelidirler ki, misafirhane olan bu dünya, imtihan yeridir. İnsanlar, imtihan dünyasında iyi-kötü, acı-tatlı olaylarla karşılaşabilirler; sevindikleri anlar olduğu gibi üzüldükleri anlar da olur; bazen nimetlerle bazen de çeşitli sıkıntılarla denenirler. Bu sıkıntılar, kimi zaman insanların kendi ihmal veya kusurlarından, kimi zaman da hiçbir kusur ve ihmalleri olmadığı halde, sorumsuz ve kural tanımaz insanlardan kaynaklanabilir. Bu bakımdan,-hangi sebeple olursa olsun- engelli ve özürlü durumda olan kardeşlerimiz, maruz kaldıkları hastalık ve kayıplara sabretmeli; hiçbir zaman engelliliğin, kendileri için bir noksanlık veya kusur olduğu psikolojisine kapılmamalıdırlar. Çünkü Allah katında hiçbir insanın diğerinden iman, salih amel ve takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Yüce Allah insanları dış görünüşlerine, mal, mülk, makam ve servetlerine göre değil; kalplerine, gönüllerine ve amellerine göre değerlendirir.
Hutbemi bu hususu en güzel şekilde ifade eden Hucûrât, Sûresi’nin 13. âyetinin meâliyle bitiriyorum: “ Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilen ve onlardan hakkıyla haberdâr olandır” [1].
__________________
[1] Hucûrât, 49/18. [2] Müslim, “Birr”, 32.
[3] Buhârî, “Ferâiz”, 25. [4] Buhârî, “Mezâlim”, 3.
[5] Ahmed b. Hanbel, II, 350; V, 154, 168-169.
[6] Müslim, “Itk”, 16.
[7] Hucurât, 49/11.
[8] Tirmizî, “Kıyâme”, 54.
İstanbul Müftülüğü
Hutbe Komisyonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

« Önceki :: Sonraki »