sehadet - Blogcu


14/5/2008 · Kategori: Hadis

Türkler Hakkındaki Hadisler Ve Ayetler.!

Mensubu bulunduğumuz Türk Milleti hakkındaki, ayet ve hadisleri inceleyelim
Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onlarında kendisini seveceği bir kavim getirir ki; Onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kınamasından çekinmezler. Bu Allah’ın lütfu inayetidir ki, onu kime dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en çok bilendir. (Maide suresi:54)

Bu ayet-i kerimenin, başta Vani Mehmed Efendi, Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Bediüzzaman Said-i Nursi ve Celal Yıldırım Hoca başta olmak üzere bir çok İslam alim ve mütefessire göre Türkler’i işaret ettiği kabul edilmektedir.

• Kaşgarlı Mahmut Divanı Lügat-it Türk isimli eserinde Buhara ve Nişabur hadis imamlarından şu hadis-i kutsi’yi rivayet etmektedir: “Ulu ve Aziz olan Allah diyor ki; Benim Türk ismini verdiğim ve doğuda yerleştirdiğim bir takım askerim vardır ki, her hangi bir kavme karşı gazaba gelecek olursam o Türk askerimi işte o kavmin üstüne saldırtırım.” (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk, C.1., 294 –1333 İst basımı)

• Kostantiyye (İstanbul) mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır ve o asker ne güzel askerdir. Buhari (et-Trah-ul Kebir, cilt 1, kısım 2, sayfa: 81) Ahmed bin Hanbel (Müsned IV/42, kahire 1313) El-Hakim (el-Müstedrek IV/42-422, Haydarabat 1335)

• Türk dilini öğreniniz, çünkü Türlerin çok uzun sürecek bir hâkimiyetleri vardır. (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk, C.1.,s:3 –1333 İst basımı)

• Benim ümmetimi öyle bir kavim sürüp, kovalayacaktır ki; onların yüzleri (yuvarlak ve) enli, gözleri (çekik ve) küçük, çehreleri sanki üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibidirler. Onlar üç defa Arabistan yarımadasına kadar ilerleyeceklerdir. İlk istilada onların önlerinden kaçanlar kurtulacaktır. İkinci istilada hücuma uğrayanlardan bazıları helak olacak ve bazıları da canlarını kurtaracaklardır. Üçüncü istilada ise onların kökleri kesilecektir (Artık istilalar son bulacaktır) işte onlar Türkler’dir. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Türkler (çok yakın bir gelecekte) atlarını Müslüman mescidlerinin direklerine bağlayacaklardır. Ebu Davud (Nuseym b. Hammad, Kitabü’l Fiten, Atıf Ktp. No: 602, V.121122)

• Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz. Çünkü milletimin mülkünü ve Allah’ın ona olan ihsanını en evvel Kantura (Türk) nesli alacaktır. İmam Taberani (Mu’cem’ül-Kebir ve Mu’cem’ül Evsat isimli eserinde)

• Habeşliler sizle uğraşmadıkça siz de onlarla uğraşmayınız. Hele Türkler size dokunmadığı sürece siz de Türkler’e (sakın) dokunmayınız! Ebu Davud (Sünen-i Davud, IV.s:112)

Yukarıdaki hadis-i şerif Cüveydi tarafından şöyle nakledilmiştir: “Türkler sizlere dokunmadıkça siz de Türkler’e dokunmayınız. Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı kimselerdir.” (El-Cüveyni; Tarih-i Cihan-güşa, 1, s:11)

Aynı hadis-i şerifi Hamavi ise ashabdan Hz. Muaviye’den şöyle nakletmiştir: “Sakın onların üzerine süvari birlikleri göndermeyiniz (harp etmeyiniz) Türkler ve Habeşliler size dokunmadığı sürece siz de onlara dokunmayınız.”

• İmam Taberani Hz. Muaviye’den şöyle nakleder: İbn-i Zi’l Kela anlatıyor: Bir gün Muaviye’nin yanındaydım. Ermeniye vilayetinin valisinden posta geldi. Muaviye valinin mektubunu okudu, hiddetlendi; sonra kâtiplerinden birini çağırdı ve ona valinin tahriratına şöyle yaz, dedi. ‘İdarendeki araziye Türkler’in akın ve yağma ettiklerinden bunun üzerine arkalarından takip kuvvetlerini sevkettiğinden ve bu takipçilerin yağma edilen şeyleri onlardan istirdat etmiş olduklarından bahsediyorsun. Anan sana matem tutsun, sakın bir daha öyle bir harekette bulunma, Türkleri kışkırtma ve onlardan hiç bir şey istirdat etme. Çünkü ben Resulullah’dan işittim. Buyurdu ki; “Türkler yavşan otu biten yerlere (Avrupa’ya) kadar ilerleyeceklerdir.”

• Hıfz, on kısma ayrılmıştır: Dokuzu Türkler’de, biri diğer insanlardadır. (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (Ramuz’ul-Ehadis 4140 nolu hadis)

Hıfz kelimesi bazı kitaplarda hafızlık, kavrama kabiliyeti olarak tercüme edilmiştir. Merhum Mehmed Vani Efendi’ye göre ise muhafazakârlık yani dinini, milletini, vatanını, maddi ve manevi değerlerini, örf ve âdetlerini, namusunu koruma duygusunun her milletten çok Türk milletindedir.

• Taberi şöyle anlatmaktadır: Hz. Peygamber Arap kabilelerin hücumu yılında (Hendek savaşı) Medine’nin etrafında kazılmak istenen hendeğin sınırlarını çizdi... Biz hiçbir zaman bu sınırları aşmak istemiyorduk. Salman hendekten çıkarak Hz. Peygamberin bulunduğu yere geldi. Bu sırada O bir Türk çadırını kurmakla meşgul bulunuyordu. (et-Taberi II. S:568)

• Ebu Said el-Hudri demiştir ki; Hz. Peygamber ramazanın ilk on gününde itikâfa girmiştir. Sonra ortasındaki on günde tentesi üzerinde hasır bulunan bir Türk çadırında itikâfa girmiştir. Ebu Müslim.

• Resulullah Efendimiz bir gece rüyasında peşine önce siyah bir koyunun, sonrada bir beyaz koyunun takıldığını görüyor. Sabahleyin mescid-i saadete gelip namaz kıldırdıktan sonra sırf iltifat olsun diye bu rüyanın yorumunu Ebubekir Sıddık Hazretlerine bırakıyor. Bu iltifata hem sevinen, hem de mahcup olan Ebubekir (r.a): “Mademki, öyle arzu buyurdunuz, yorumunu yapayım. Ey Allah’ın Peygamberi1 Peşinize ilk takılan siyah koyun Arapları, sonra da takılan beyaz koyun beyaz bir ırkı temsil eder. Yani önce Araplar size inanıp peşinize takılacak, sonra da beyaz bir ırk İslam’a girip size uyacak...” rüyadaki siyah koyun Arapları, beyaz koyun ise Türkler’i işaret etmiştir. Çünkü bir müddet sonra beyaz yüzlü olan Türkler İslam’a girmişlerdir.

• Ata, bana İbnu Hişamın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki: "O bunu nasıl yasaklar, Resulullah (sav)ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Ataya sordum: "Onların beraber hacdan örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?" "(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şahid oldum!" diye cevap verdi. Ben tekrar sordum: "Pekala erkeklere nasıl karışırlardı?" Şu cevabı verdi: "Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (ra) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir kadın kendisine: "Ey müminlerin annesi, yürü (Hacerül-Esvede elimizi değerek) istilam edelim!" demişti de Hz. Aişe ona: "Sen dilediğin şekilde git" deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.) [Beytullaha girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi.] (Ata devamla): "Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyrle birlikte, Müzdelifedeki Sebir dağında mücavir (yani ikamet eder) olan Hz. Aişe (ra)nin yanına giderdim" dedi. Ben hemen sordum: "Pekâlâ Hz. Aişenin örtüşü ne idi?" "Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi. Çadırın bir perdesi vardı. Aişe (sav) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. Ben Hz. Aişenin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm." (Ravi (r.a.): İbnu Cüreyc Kaynak: Buhari, Hacc 64)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

11/5/2008 · Kategori: Hadis

ORYANTALİST JAMES ROBSON’UN SÜNNET VE HADİS KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİNİN TENKİDİ

ORYANTALİST JAMES ROBSON’UN  SÜNNET VE HADİS KONUSUNDAKİ  GÖRÜŞLERİNİN TENKİDİ

Hazırlayan: Mustafa Dönmez (BURSA 1999)

Oryantalist James Robson’un Sünnet ve Hadis Konusundaki Görüşlerinin Tenkidi

İslami ilimlerle uğraşan her araştırıcının bildiği gibi, batıdaki islami araştırmaların tarihi XVII.yüzyıla kadar geri gitmektedir. Oryantalistlerin ilk dönemlerinde en belirgin özelliği, savunmacı ve polemikçi tutum ve gayretleri ön planda olmasıdır. Bu tutumun kaynağı Haçlı seferinde savaş propagandalarının var olmasıdır. [1]

İşte bu menfi propogandaların etkileri yüzündendirki, oryantalist bilim adamlarının peşin hükümlerden uzak olacak biçimde İslam ve müslümanlara bakmaları oldukça zor olmuştur. XIX.yüzyılın ortalarına doğru bazı oryantalistlerin tutumlarında az da olsa, olumlu bir değişmenin olduğu görülmektedir. Bilhassa İslami kaynakların bir kısmının kataloglarının hazırlanmasına, neşredilmesine ve batı dillerine tercümesine bu dönemde başlanmıştır. XX. asrın başlarından itibaren oryantalistliğin, İslami araştırmalarla alâkalı kısmı iyice dalbudak salmaya başlamış ve kısa bir süre içerisinde, klasik bir forma ulaşmıştır. Bu seviyeye gelinmesinde, Goldziher, Massignon, Gibb ve benzer oryantalistlerin, hizmetlerinin büyük olduğunun hatırlanmasında fayda vardır. Bu gün inceleme ve tenkid konusu edilen eserler, daha ziyade bu insanların ve onların yetiştirdiği kimselerin kaleme aldıkları yazılardır.

Bu tenkidli yazılardan biride, James Robson’un İslam Ansiklopedisinin 2. baskısında, sünnet ve hadisle ilgili maddede yazdığı makaledir.  J. Robson, diğer oryantalistlere nazaran daha mutedil ve insaflı görünmesine rağmen, sünnet ve hadis konusunda, kendisinden önce Goldziher ve J. Schacht gibi oryantalistlerin etkisi altında kaldığı bir gercektir. Biz onun bu konudaki görüş ve iddialarını ele alıp cevaplandırmağa çalışacağız.

Konunun daha derli ve toplu olarak sunulabilmesi için, dört ana başlığa ayırdık.

Bu başlıklar da sırasıyla şunlardır:

1- Sünnetin Kur’andan sonra ikinci kaynak oluşu,

2- İsnadın başlangıcı

3- Hadis kritiği

4- Bazı hadisler üzerine getirdiği şüpheler

Hemen şunu belirtelim ki Robson, tenkid ve iddialarını ifadelendirirken, ileride görüleceği gibi çok genel ve belirsiz bir uslup kullanmaktadır. Herhalde bu ifade tarzını, muhatabanı sünnet ve hadis konusunda daha kolayca kuşkuya düşürmek için seçmiş olsa gerek.

1- Sünnetin Kur’andan sonra ikinci kaynak oluşu

      Yazar, sünnet ve hadisin tanımını yaptıktan sonra, sünnetin İslam hukukunun ikinci kaynağı sayılışıyla ilgili çok ilginç bir iddia ortaya koyar ve şöyle der:  ‘Sünnetin, Kur’andan sonra ikinci bir teşri’ kaynağı olarak kabul edilmesi fikri, belli bir sürecden sonra olmuştur. İçlerinde yeni problemler çıkıp bazı müslümanların ikinci derecede bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu hissedince bu oluşmaya başlamıştır.”[2]

      Bu iddiayı, Robson’dan önce I. Goldziher ve J. Schacht gibi bazı oryantalistler zihinlerde yerleştirmeğe gayret göstermişler. Ancak sünnet’e bu yetkiyi veren ve müslümanları buna uymasını öngören bir çok ayeti kerim’e gözlerinden kaçmış ve bunun böyle olmadığını ortaya koymuştur. Buna örnek olarak bir kaç ayeti kerimeyi zikredebiliriz: “Ey İman edenler Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan Ulül-emre’de itaat edin. Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz - Allah’a ve Ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız – onu Allah’a ve Resul’e götürün; bu hem hayırlı ve hem de netice bakımından daha güzeldir[3]. “ Peygamber size neyi emrettiyse alınız ve size neyi yasakladıysa ondan kaçınınız”[4]. Bu ayeti kerimelerde görüldüğü gibi, Kur’an ayetleri iner inmez, müminlere Peygamber’e itaatı emretmiş, ve meselelerin çözümünde onun sünnetini, Kur’andan sonra ikinci bir kaynak olarak göstermiştir[5]. Yoksa Robson’un iddia ettiği gibi bu, ihtiyaca binaen daha sonra oluşmuş değildir.

      Ayrıca bu iddianın hemen akabinde şu sözleri sarfetmesi gercekten bir tezattır:“ Bir çok hadisçi değişik ülkelerden olmak üzere, yetkili kimselerin ağzından hadis toplamak için seyahatler yapmışlardır”[6] Robson, ilk dönemde sünnetin ikinci bir kaynak oluşunu kabul  etmezken ve sünnetin her hangi bir malzemeye sahip olmadığını iddia ederken, şimdi de sünnetin malzemesi olan hadislerin, hadisciler tarafından muhtelif beldelerde bulunan yetkili kimselerin ağızından toplamak üzere seyahat ettiklerini söyler.

      Şimdi Robson’a şu soruyu sormak gerekir: Şayet o dönemde sünnet, ikinci bir kaynak olarak, ihtiyaç duyulmadığından veya malzeme yokluğundan kabul edilmiyorsa idi, nasıl oluyor da hadisçiler ihtiyaç duyulmayan ve de mevcut olmayan bir malzemeyi toplamak için seyahata çıkıyorlar? Yahut sünnetin malzemesi yoksa bu hadisler nereden geliyor? Robson bir ileri ki paragrafta, aslı astarı olmayan bir iddiayı şöyle dile getiriyor: “ Hadisçiler, ravilerin değerlendirmesini yaptığı hadisleri toplarken, diğer kimseler de hadisin önemi üzerine durmağa hazır değildiler. Dolayısıyla çeşitli gruplar arasında bu konuda çekişmeler oluyordu. Ancak geniş çapta, Şafii’inin harikalığı sayesinde hadisçiler grubu  zaferi kazandı. Bundan sonra hadis, hemen Kur’andan sonra İslamın ikinci temel kaynağı oldu” [7]

      Yazar, ifadesinde görüldüğü gibi hadisçilerin karşıtı olan kufeli fakihlerini, sünneti, İslamın ikinci kaynağı olduğunu kabul etmeyen kimseler olarak göstermektedir. Ve Şafii’inin sünnet konusunda verdiği mücadele neticesinde  ikinci bir kaynak olarak herkes tarafından kabul edildiğini iddia etmektedir. Robson’un verdiği bu bilgiler gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü rey ehli olarak bilinen imam Ebu Hanife ve ekolu aynen hadis ehli gibi sünneti Şafii’iden de önce Kur’andan sonra ikinci bir kaynak olduğunu kabul ettiklerini belirten kesin tarihi veriler mevcuttur. Bundan daha önemlisi mezkur ekole müntesib imamların, birer hadis mecmuası olarak müsned ve asâr isimli eserleri meşhurdur. Bu eserler, onların sünnet ve hadise verdikleri değeri göstermek için yeterli bir delildir. Ayrıca onların istidlal metodunda sünnetin mertebesi,  Kur’andan hemen sonra geldiği açıkça görülmektedir.

       Bazı durumlarda kıyasa ağırlık vermeleri, kıyası mertebe yönünden sünnetten daha  üst düzeyde gördükleri anlamına gelmez. Onların bu uygulamasını, ellerindeki hadis malzemesinin azlığına bağlamak mümkündür. Dolayısıyla Robson’un iddiası faraziyeden öteye gitmemektedir. Her iki ekol arasında çıkan çekişmeler, sünnetin kaynak oluşu veya bağlayıcı olup olmaması yönüyle değil, bilakis sünneti anlama veya istidlal etme noktasındaki farklılık buna büyük çapta neden olmuştur.

2- İsnadın başlangıcı

        Yazar isnadın başlangıcı konusunda Ibn Sirin’in, Hz. Osman’ın katli ile ilgili fitne olayından sonra başladığı görüşünü tercih etmemiş, fitne tabirinden maksadın H.72 yılında kendini halife ilan eden Abdullah b. Zübeyr zamanındaki fitne olduğunu  savunmuştur. Bu tefsirinde imam Malik’in Ibn Zübeyr hareketini fitne diye isimlendirmesine dayandırmıştır[8]. Buna göre isnad, hadis edebiyatına H.I. asrın sonlarına doğru girmiş olmaktadır[9]. Buna ek olarak Robson, isnadın H. II. asrın sonlarında istikrar bulduğu görüşündedir[10].

       Onun bu iddiasını kabul etmek mümkün değildir. Zira İbn Sirin ile imam Malik’in fitne kelimesini kullanımdaki uygunluğunu delil olarak algılanması doğru değildir. Çünkü müslümanlar arasında cereyan eden bir çok dahili savaş ve bölünmeye fitne adı verilmiştir. Her ne kadar İslam tarihinde çeşitli olaylar fitne adıyla anılmış ola bile, bütün bunların başlangıcı ve müsebbibi, Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle adlandırılan ilk fitnenin bu olduğu bir gerçektir [11]. Ki bu fitne, H.40 yıllarında cereyan etmiştir. Dolayısıyla isnadın başlangıcı H.I. asrın sonlarında değil, bilakis ikinci yarısın başlarında kullanılmaya başlanmıştır.

3- Hadis kritiği

       Robson, hadis kritiği konusunda şunları söyler: “ Hadis kritiği, detaylı olarak büyük bir ciddiyet içerisinde yapılmıştır. Yapılan gayretlere bakıldığında, yanlış olanı ortadan kaldırmak için ne kadar çalışıldığı görülür. Ama batılı araştırmacılar, hadis kritiğinin fazla ileri gitmediğini iddia etmektedirler. Goldziher, ‘Hadis üzerine etüdler’ kitabında, hadisin, tartışmalı bilimlerde olduğu gibi çok sağlam bir yapısı olmadığını savunmaktadır. Ve bu iddia, ondan sonra gelen bir çok oryantalist tarafından devam ettirilmiştir”[12].

       Yazar bu ifadelerinde, oryantalistlerin bu konudaki görüşlerini paylaşmış görünmektedir. Şu iyi bilinmelidir ki, İslam ümmetinin sahip olduğu ve geliştirdiği ilimlerden biride, hadisin büyük ölçüde sıhhatını belirleyen isnad sistemi ve ona bağlı olarak geliştirilen cerh ve ta’dil ilmidir. Bunun yanında en az sened kritiği kadar önemli olan metin kritiği, hadisin sıhhatında rol oynamaktadır. Batılıların böyle şerefli bir ilimden mahrum kalmaları, gerek yahudi ve gerekse hrıstiyanlara, kısacası israil oğullarına gönderilen peygamberlerin sözlerini korumaktan aciz kalmalarına neden olmuştur. Bu imtiyazı hazmedemeyen oryantalistler, hadisçilerin hadis kritiği konusundaki ilmi gayretlerini gözardı ederek, her fırsatta, bu çalışmaların ciddi olmadığını ve hadisin sağlam bir yapıya dayanmadığını vurgulamışlardır.

        Ne gariptir ki Goldziher’in bu konudaki görüşlerini savunan Robson, 1956 yılında Manchester kentinde Mustafa Sibai ile görüşmesinde, Mustafa Sibai ona, Goldziherin görüşlerini tarihi ve ilmi açıdan düştüğü yanlışlıkları ortaya koyunca, yukarıdaki görüşlerinin aksine, şu cevabı vermiştir: “ Bu asrın oryantalistleri islami kaynaklara Goldziher’den daha iyi vakıftırlar. Zira onun zamanında bilinmeyen bazı islami eserler bu gün yayınlanmıştır”[13]. 

        Robson’un bu cevabı iki şeye hamledilir; ya sünnet konusunda Goldziher ve Schacht’ın etkisinden kurtulup bu düşüncelerinden rucû etti, ya da Mustafa Sibai’ye karşı çifte standart bir tavır sergileme zorunda kaldı. Ne yazık ki birinci ihtimal mümkün görünmemektedir. Çünkü neşredilen İslam Ansiklopedisi, 1971 yılında tahakkuk ettiğine göre,  sünnet maddesine yazdığı makale, 1956 yılında gerçekleşen görüşmeden çok sonra olmuştur. Dolayısıyla görüşlerinden her hangi bir rucû olayı söz konusu olamaz. Geriye ikinci ihtimal kalmaktadır ki, bir yahudi olan Robson hakkında bunu düşünmek hiç de zor olmasa gerek.

         Yazar,“ batılı araştırmacılara göre, hadis kritiğinin ileri gitmediğini” iddia ederken, bundan isnad veya ravi tenkidini kastediyorsa yanılıyor. Çünkü tercih edilen görüşe göre, H.I.asrın ilk yarısında başlayan hadis tenkidi H.V.asra kadar hadis alimleri tarafından gerçekleştirilen yoğun çalışmalarla, çok önemli boyutlara ulaşmış ve bu alanda çok değerli eserler verilmiştir. Hadis uydurma hareketine karşı gerekli tedbirler alınmış, yalancı raviler ve uydurdukları rivayetler tek tek ortaya çıkarılmıştır. Dr. el-‘Umeri, cerh ve ta’dil’le ilgili eserler konusunda bizlere şu bilgileri vermektedir:“ H.III.asrın ilk yarısından başlamak üzere IV.asır boyunca yoğunlaşan cerh ve ta’dil eserlerinin bir bölümü zayıf ravileri, bir bölümü sika ravileri ve diğer bir bölümü de hem zayıf ve hem de sika ravileri konu edinmişlerdir. Ancak zayıf raviler hakkında yazılan eserler, sika raviler üzerine yazılanlardan daha fazladır. Örneğin, V.asrın sonuna kadar zayıf raviler hakkında yirmi eser yazılmışken sika olanlar üzerine sadece dört eser verilmiştir. Her ikisini konu eden eserler ise daha fazladır. H.III. ve IV. asır boyunca yirmi beş eser telif edilmiştir”[14].

         Ne var ki Dr. el-‘Umeri, bu ifadesinin hemen ardından ayrı dönemde telif edilen zayıf ravilere dair yirmi dokuz; sika ravilerle ilgili sekiz; zayıf ve sika ravileri bir arada ihtiva eden kırk eser adı vermektedir. Ki bu, kesin rakam vermek yerine, ravileri karışık olarak ihtiva eden eserlerin, sadece zayıf ravilere dair eserlere oranla daha fazla; zayıf ravilere tahsis edilmiş eserlerin de yalnızca sika ravilere ayrılmış olanlara nisbetle daha çok olduğunu söylemenin daha doğru olacağı anlamına gelir.

         Tabiatıyla H.IV. asırda rivayet sistemine ihtiyaç kalmayıp onun yerini original hadis kitapları istikrar bulunca, ister istemez V. ve müteakip asırlarda ravi tenkidi üzerine rical kitapları telif edilmeğe devam etmiş olsa bile bir duraklama dönemi hasıl olmuştur. Yalnız bu tenkid hareketi, H.VIII. ve IX. asırda yeniden canlanmış, günümüze kadar devam ede gelmiştir.

        Şayet yazar hadis kritiğinden metin tenkidini kastediyorsa, iddiası yine gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü hadisçiler isnad tenkidine önem verdikleri kadar metin tenkidine de önem vermiş, ve bu sahada ileri adımlar atmışlardır. Hadis usulünde şaz, münker, müdrec, muzdarib, muallel veya mevzu, hükmünü alan hadisler hem sened ve hem de metin yönünden değerlendirilmiştir. Çünkü yukarıda zikredilen illetler hadisin senedinde olduğu kadar metninde de bulunabilmektedir. Hadisleri bize nakleden raviler, rivayetlerin senedinde kusur ederlerken bazen metninde de kusur etmişlerdir. Bu gün halkın arasında, isnadı olmayan veya sahih isnad altında uydurulmuş pek çok meşhur hadisler dolaşmaktadır. Hadis alimleri bu gibi uydurma rivayetleri keşfetmede Kur’an ve Sünnet’in genel prensiplerine, akla, hisse, müşahedeye, tarihe ters düşmesi veya hadisin metindeki lafızların bozuk olması gibi kriterlere dayanmışlardır.

        Oryantalistler ve İslam dünyasındaki bazı  yazarlar, zikredilen bütün bu gayretleri göz ardı ederek hadisçilerin, sadece hadisin senedi ile uğraştıklarını ve metin tenkidine eğilmediklerini savunmuşlardır. Halbuki bunun böyle olmadığı bilinmektedir.

        Bugün, hadisçilerin bu konudaki çalışmaları üzerinde yapılan araştırmalar giderek artmaktadır. Hadisçilerin sağlam metoduna bağlı kalarak bunların geliştirilmesi üzerine yapılan çalışmalar bu kanaatimizi destekler mahiyettedir.

        Yetkili ağızlardan hadis toplamak için hadisçilerin muhtelif beldelere seyahat ettiğini söyleyen ve şifahi rivayetin asıl oluşunda israr eden Robson, makalenin hadis koleksiyonu başlığı altında hemen birinci paragrafta bazı sahabilerin hadis ihtiva eden sahifeler bulunduğunu ifade ederek tenakuza düşer. Çünkü bu sahifelerin bulunması yazılı rivayetlerin varlığını ispat etmektedir.

4 – Bazı hadisler üzerine getirdiği şüpheler

         Robson devamla şöyle söyler: “Eski ve yeni Ahit’te Hz. Peygamber’e atfedilmiş sözler kolaylıkla fark edilir”.[15] 

        Yazarın bu iddiası yeni değildir. Goldziher daha önce bunu “Hadis Üzerine Etüdler” kitabında: “Aynı prosesüs yoluyla eski ve yeni Ahit’teki cümleler Muhammed’in hadisleri haline gelmiştir” diyerek bu tezi savunmuştur ve örnek olarak da İsrailiyatla ilgili rivayetleri göstermiştir.[16]

        Oryantalist düşünceli yazarların şunu iyi anlaması gerekir; Peygamberlerin ortak özellikleri olduğu kadar ümmetlerine tebliğ ettikleri dinlerin de ortak özellikleri vardır. Ayrıca birbirinin devamı olma özelliğini de taşır. Dolayısıyla ister eski ve yeni Ahit’te, isterse Kuran ve onun açıklayıcısı olan Sünnette olsun, tarihi verilerin, ahlaki kuralların ve eskatoloji yani metafiziğe ait bilgilerin aynısı veya benzerinin bulunması gayet tabiidir. Bunun böyle olması, bu bilgilerin bir kısmı uydurma ve yalan olmuş olsa bile, tamamının bu türden  olduğunu göstermez. Bilakis doğru ve sabit olan kısmı birbirini tasdik eder mahiyettedir. Başka bir  ifade ile aynı vahyin ürünü olduğunu ortaya koyar.

         Eğer Robson bu sözleri ile İslam peygamberinin eski ve yeni Ahit’ten veya İsrailiyattan etkilendiğini dolayısıyla aynı  şeyleri söylediğini kastediyorsa bunda yanılıyor. Böylelikle de semavi dinlerin ortak özelliklerini unutmuş görünüyor. Sonra Hz. Peygamberin bizzat kendisi, Kuran’ın söylemediği veya ashabının duyduğu bu gibi İsrailiyata dair rivayetlerin ne  tasdik ne de tekzib edilmesini ifade etmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber hakkında böyle bir düşünce söz konusu olamaz. Yazar bu ithamı ile ne kadar taraftar bir oryantalist olduğunu ortaya koyuyor.

         Robson çeşitli rivayetleri eleştirerek sözüne şöyle devam ediyor: “Hadislerde Arabistan’ın dışında  fethedilcek ve henüz Peygamber zamanında kurulmamış olan şehirlere işaretler vardır. Raşid halifelerle ilgili, Emevi ve Abbasilerle ilgili hatasız işaretler görülmektedir. Kur’an, Peygamberi mucizevi bir  şahıs olarak takdim etmemesine rağmen birçok mucize O’na nisbet edilmiştir. Kıyamet öncesi fitneler ve Ahiret ahvali ile ilgili detaylı bilgiler yer almaktadır. Yine cennet ve cehennemle ilgili tafsilatlı tasvirler bulunmaktadır. Batı zihniyetinin bu malzemenin sağlam olarak Peygamberden gelişini kabul etmeyi mümkün görmemektedir”.[17]

         Yazar  ve batılı araştırmacıların bu gibi rivayet malzemesini kabul etmeleri zor olsa da Hz. Peygember’e gaybı ve ileriye yönelik haberler verdiğini söyleyen Kur’an-ı Kerim’e[18] inanmış insanların bu doğrultuda ileriye yönelik olarak ve eskatolojiye dair Hz. Peygamberin verdiği haberlere inanmaları hiç de zor değildir. Tabiatıyla bununla ilgili rivayet malzemesinin içerisinde, sabit olmayan ve uydurma türünden olan rivayetlerin bulunduğu bir gerçektir. Her nedense bu rivayet malzemesinin Peygamber’e aidiyetini kabul etmeyen yazar aynı rivayetleri ilk tenkid edenin hadis alimleri olduğunu söylemeyi ihmal etmiş görünüyor. Böylelikle oryantalistleri basiretli ve hadis alimlerini ise basiretsiz olarak göstermeye kalkışıyor.

         Yazarın bu tavrını hiçbir ilmi haysiyetle bağdaştırmak mümkün değildir. “Kur’an, Peygamberi mucizevi bir şahıs olarak takdim etmemesine rağmen bir çok mucize O’na nispet edilmiştir” derken O’na nisbet edilen mucizelerin sabit olmadığını ve Hz. Peygamber’in mucizevi bir yönü olmadığını vurgulamış oluyor.

         Evvela peygamberler, peygamberliklerini isbatlamak için Allah tarafından mucizelerle teyid edildiği bir gerçektir. Hz. Peygamber’in vahiyle muhatab kılındığı Kur’an’ın bir çok ayetinde zikredilmektedir.[19]

         Örneğin “Ey resülüm, onlara söyle, ben sizin gibi bir beşerim, ancak bana vahyolunuyor” [20] ayetinin birinci kısmında  Hz. Peygamber’in beşeri yönü zikredilirken ikinci kısmında ise Allah’tan vahiy almasıyla mucizevi yönüne değinilmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in birçok mucizeler göstermesi yanında O’nun en canlı mucizesi Kur’an-ı Kerim’dir. 23 senelik peygamberlik hayatında  münkirleri ilzam  ve iman ehlinin imanlarını takviye edecek mucizeleri göstermesi peygamberlik açısından  gayet tabiidir. Ne var ki, bunlar bizlere rivayet yoluyla gelmiştir. Siyer ve megazi kitaplarında bunları görmek mümkündür. Kaldıki bu mucizelerin çoğu bizlere sahih yollarla ulaşmıştır. Kur’an-ı Kerim ise bunların bazısına değinmiştir. Örneğin “ayı ikiye bölme” mucizesi[21], Mirac mucizesi[22] bunlardandır.

         Görüldüğü gibi yazarın yukarıdaki sözünde sünneti tenkid etme gayreti boşuna ve yersizdir. Kur’an ve sünnetin realitesine uymamaktadır.

         Yazar hadis kritiği konusunda Shacht’ın bir değerlendirmesini zikrederek sözünü şöyle bağlar: “J. Shacht, ikna edici bir şekilde isnadların zamanla geliştiğini daha sonraki dönemlere ait olan hadislerin Peygamber’e nisbet edildiğini göstermiştir. Sünnet malzemesinin tümüne bu şekilde bir açıklama getirmeye kendimizi hissetmesek bile daha  sonraki dönemlere ait birçok rivayetlerin Peygamber’e nisbet edildiği açık olarak görülmektedir. Bu durum sahih olanı seçecek tatminkar bir kriteri bulmayı zorlaştırmaktadır.”.[23]

         Shacht’ın ortaya attığı bu asılsız iddayı, Mustafa Azami İngilizce yazdığı bir eserinde ilmi bir şekilde cevaplandırmıştır. Daha sonra onun bu eseri dilimize “İslam Fıkhı ve Sünnet, Oryantalist J. Shacht’a Eleştiri” adıyla kazandırılmıştır. Bu cevapları öğrenmek isteyenler bu esere müracaat edebilirler. Şayet Robson, Azami’nin bu eserini okumuş olsaydı yukarıda teyid ederek zikrettiği Shacht’ın teorisini savunmaktan sanırım vazgeçerdi.

         Buna ek olarak şunu ifade etmek isterim, Yahudi ahlakından esinlenerek yalanı ve gerçekleri  tahrif etmeyi kendilerine prensip edinen Goldziher, Schacht ve Robson gibi kimselerin aynı şeyleri geçmiş İslam toplumları hakkında düşünmelerini belki tabii karşılayabiliriz. Çünkü bundan farklı düşünmeleri zaten beklenemezdi. Lakin biz müslümanlarda durum farklıdır. Bizler her ne kadar o dönemlerde bazı grupların idiolojik, siyasi veya şahsi çıkar gibi birçok nedenlerle birtakım hadislerin Hz. Peygamber’e nisbet ettiklerini kabul etsek bile – kaldi ki bunlar aklanmıştır- Hz. Peygamber’den sonraki tabiin ve tebe-i tabiin dönemlerinde değişik bölgelerde yaşayan samimi ilim tabakalarının, aynı rivayetlerde yalanda birleşip bunları  Peygamber’e yamamaları, o insanların karekterine sığmaz ve hem de imkansız görünen bir olaydır.             Bir takım rivayetlerin sahih olanından aklanması için tatminkar bir kriter bulmayı Robson zor görmüş olsa bile, oryantalistlerin çalışmalarından çok önce h. III. asrın birinci yarısında imam Buhari ekolü ile başlayan sahih hadisleri aklama hareketinde ortaya konulan kriterler daha sonrakilerine örnek olmuş ve hala bugün bile orijinalliğini korumakta ve hadislerin tesbitinde kullanılmaktadır.

         Böylelikle Robson’un ortaya attığı iddiaların altında yatan maksadın, müslümanların zihinlerinde hadis ve sünnet konusunda şüpheler uyandırmak olduğunu görmüş olduk ve izale edilmesine çalıştık. Umarım ki, bu sahadaki çalışmalar daha fazla yoğunlaşır ve müslümanları sünnet  konusunda doğru bir anlayışa götürür.


 

BİBLİYOGRAFYA

 

Goldziher, I.

Etüdes sur la Tradition Islamique (terc.: Leon Bercher), Paris 1952.

Hatib, M.A.

El-Muhtasaru’l-Veciz fi Ulumi’l-Hadis, Beyrut 1407/1987.

Malik b. Enes

el-Muvatta’, (thk.: M. F. Abdülbaki), Kahire ts.

Robson, J.

“Hadis” mad. E.İ. Leyde, E. J. Brill, Paris 1965-71.

Robson, J.

The Isnad in Müslim Tradition, Glaskow Üniv. or. Soctrans, 1956.

Sibai, M.

es-Sünne ve Mekanetuha fi’t-Teşrii’l-İslami, Beyrut 1405/1985.

Umeri, E. Z.

Buhus fi’s-Sünneti’l-Müşerrefe, Beyrut 1405/1985.

Watt, W. M.

Islamic Values in the Modern World, New Delhi 1968 (Dr. Zakir Hüseyin’in takdimi ile)


[1] W. M. Wat. ‘Islamic values in the modern world’, Dr. Zakir Hussain, Pres. v., New Delhi,1968, s.154.

[2] EI², III, 23.

[3] Nisa, 59.

[4] Tevbe, 7.

[5] Bu konuda daha fazla bilgi için bkz: Sibai, es-Sünne, s. 377; ‘Accac Muhammed, Muhtasar, s. 35.

[6] EI², III, 24

[7] EI², III, 25

[8]  Malik, Haç, 99.

[9] Robson J. , The isnad in Muslim Tradition, s. 21-22; EI ², C.III, 25.

[10] EI ², C.III, 25.

[11] El-Umeri, Buhus, s. 48.

[12] EI ², C.III, 26.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

11/5/2008 · Kategori: Hadis

Kütüb-i Sitte Muhaddisleri

Kütüb-i Sitte Muhaddisleri





İMAM BUHARİ (Ölm. 256 / 869)


Kısaca Buhari olarak bilinen Ebü Abdullah Muhammed b.İsmail, en büyük hadis bilgini olarak kabul edilir. Sünni gelenek O'nun ana eseri el-Cami es-Sahih'i Kur'an'dan sonra en muteber islam kaynağı ve hadis kitaplarının en büyüğü sayar. Buhari'nin, bu eserini 600.000 hadis içinden seçtiği 7275 hadisten vücuda getirdiği biliniyor. 16 yılda tamamlanan bu eser 97 kitaba ve 3730 baba ayrılmıştır.

Buhari, isminden de anlaşılacağı gibi, islam ilimlerinin, özellikle hadis ve tasavvufun beşik kentlerinden biri olan Buhara'da 13 Şevval 194 h.(21 Temmuz 810 miladi) doğdu. Çok küçük yaşta babasını kaybettiği için yetim olarak büyümüştür. Dedesi Bardizbah, gayrimüslimdi. Berdizbah, çiftçi demektir. Buhari'nin henüz 10 yaşındayken hadisle meşgul olmaya başladığını biliyoruz. Bu yaştan itibaren Mekke başta olmak üzere Hicaz bölgesi, Mısır, İran ve Irak gibi islam kültürünün merkez sahalarını, ilmi tetkikleri için yıllarca dolaştıktan ve sayıları yirmiye varan büyük bilginlerden dersler aldıktan sonra tekrar Türkistan'a dönmüş, Buhara, Semerkant ve Hartank'ta eserlerini yazmaya devam etmiş ve nihayet Hartank'ta, ata binmek üzere olduğu bir sırada kriz geçirmiş ve ardından da ölmüştür.

Buhari, baş eseri Sahih'deki hadisleri, kendilerinden aldığı kişilerin biyografilerini tetkik için et-Tarih el-Kebir adlı bir eser yazmış, daha sonra bu eseri et-Tarih es-Sagir adıyla özetlemiştir. Kaynakların bildirdiğine göre Buhari, et-Tarih el-Kebir'ini Medine'de ikameti sırasında mehtaplı gecelerde Peygamber (s.a.)'in kabri yanında yazmıştır.

Buhari'nin bugün elimizde bulunan diğer üç eseri es-Sülasiyat, el-Edeb el-Müfred ve Halkı Efali İbad adlarını taşımaktadır. O'na izafe edilen Tefsir el-Kur'an ve Tenvir el-Ayneyn'in durumları tartışmalıdır.

Hadis ilmine başlamasıyla ilgili bir soruya cevap verirken şunları söylüyor: "Onbir yaşına geldiğim sırada Abdullah b.Mübarek, vs. gibi hadis bilginlerinin kitaplarını ve sözlerini ezberlemiştim. Bunun ardından annem ve kardeşim Ahmet'le birlikte, hac maksadıyla Mekke'ye gittik. Hacdan sonra ben, hadis tahsili için orada kaldım. Onsekiz yaşına geldiğim sırada Sahabe (Hz. Peygamber (s.a.)'in arkadaşları) ve Tabi'in (Sahabileri tanıyan kuşak) bilginleriyle ilgili eserlerimi yazmaya başladım. Tarih adlı eserimi de, yine o sıralarda Medine'de kaleme aldım. Bu eseri, Hz. Peygamber (s.a.)'in Ravzası yanında ve mehtaplı gecelerde yazmışımdır."

Büyük eseri Sahih'i hazırlayışından bahsederken de şöyle diyor: "Bir gün, muhaddis İshak b.Rahuye'nin meclisinde bulunuyorduk. Dostlardan birisi "ne olurdu, Hz. Peygamber'in hadislerini bir araya toplayan özet bir kitap yazsaydınız" dedi. Bu istek benim kalbimde yer etti ve topladığım 600.000 hadisten seçmeler yaparak Sahih'imi vücuda getirdim. Eserime aldığım her hadisi yerine koymadan önce boy abdesti alır iki rekat namaz kılardım."

En çok sevdiği şeylerden biri de, dostlarına, özellikle Ramazan geceleri, hatimle namaz kıldırmaktı.

Diyor ki: "Allah'ın huzuruna vardığımda, bir kimsenin gıybetinde bulunmuş olmaktan hesaba çekilmek istemiyorum."

Dostlarından Muhammed b.Yusuf anlatıyor: "Kendisiyle birlikte kaldığım bir gece tam 18 defa kalkıp kandili yaktığını gördüm: Her seferinde aklına gelen, çözdüğü bir problemi kaydediyordu."

Bütün kaynaklar, Buhari'nin, ikamet ettiği her kentte ilmi sohbetlerinden binlerce kişinin yararlandığını yazmaktadırlar. Bu çok genç ilim adamı zaman zaman da kıskançlıklara, maksatlı imtihanlara muhatab oluyordu. Tarihu Bağdad yazarı, Buhari'nin, Bağdat'ta bulunduğu sırada şöyle bir olayla karşılaştığını bildiriyor: Bir grup hadisçi Buhari'yi imtihan etmek maksadıyla yüzden fazla hadisin metinlerini ve rivayetlerinde yer alan kişileri, içinden çıkılamaz şekilde birbirine karıştırarak Buhari'nin önüne getirirler. Buhari bunları okur ve karşısındakilere, bütün bunların doğru şekillerini hiç bocalamadan yazdırıverir. Bunu gören hadisçiler Buhari'ye saygı ve bağlılıklarını arzederler. Bağdat'lı hadisçilerden Musa b.Harun el-Hammal duygularını şöyle dile getiriyor: "Bütün İslam milletleri, ikinci bir Buhari vücuda getirmek için bir araya gelseler, yine de bir başka Buhari meydana getiremezler."

Diyor ki Buhari: "Bağdat'a her gittiğimde, büyük mezhep imamı Ahmet b.Hanbel ile sohbetlerimiz olmuştur."

Büyük hadis otoritelerinden bazılarının Buhari'yle ilgili sözleri şöyle:

  • Şu gökkubbenin altında, Buhari'den daha iyi hadis bilen bir insan görmedim. (Muhammed b.İshak)
  • Ey hadis ilmiyle uğraşanlar, Buhara'lı şu gencin etrafında toplanın ve muhtaç olduğunuz her şeyi ondan öğrenin. (İshak b.Rahuye)
  • Buhari'nin göğsünde bir tüy olmayı isterdim. (Abdullah b.Hammad)
  • Hadis bilgini Müslim'i Buhari'nin dizi dibinde, küçük bir çocuk gibi bir şeyler öğrenmeye çalışırken gördüm. (Hafız Muhammed b.Yakup)

Buhari'nin, doğduğu kenti terketmesi şu olay yüzünden olmuştu: Buhara Emiri Halid b.Ahmed O'ndan sarayına gelip ders okutmasını istedi. Buhari şu cevabı verdi: "Ben ilim adamıyım; şunun bunun kapısına ders vermeye giderek ilmi zelil edemem. Eğer bir şey öğrenmeye niyet ve ihtiyacın varsa ders verdiğim yere veya evime gelirsin." Bunun üzerine Emir'le araları açıldı ve Buhari doğup büyüdüğü kenti terkedip Hartank'a gitmek zorunda kaldı. Bu olay üzerine O, şöyle yakarmıştır: "Allahım! Artık yeryüzü bana dar gelmeye başladı, beni yanına al." Ve aradan bir yıl geçmeden Buhari bu haksızlıklar ve yolsuzluklar dünyasından ayrılıp Hakk'a yürüdü.

Buhari'nin maruz kaldığı eziyet ve sıkıntıların bir sebebi de, kendisinin "Kur'an lafızlarının mahluk olduğu"na inanması (iftirası)dır. Tarihu Bağdad yazarının beyanlarına bakılırsa bu suçlama Buhari'yi çekemeyenler tarafından, özellikle O'nu kendisine rakip gören Muhammed b.Yahya tarafından icat edilmiştir. Bu iddianın, Kütüb-i Sitte'den ikincisini hazırlayan Müslim'i suçlamada da kullanıldığını görüyoruz.

Kaynaklar:

Buhari için bk. Hatib el-Bağdadi; Tarihu Bağdad, biyografi no: 424; İbnu Hallikan; Vefeyat ilgili mad.; Sübki, et-Tabakat, biyografi no:54.
 


 

İMAM MÜSLİM (Ölm. 261 / 875)


Sünni inanışın ikinci büyük hadis bilginidir. O'nun tertiplediği es-Sahih adlı hadis külliyatı, ünlü altı hadis kitabı (Kütüb-i Sitte)'nin ikincisi olarak asırlardır islam dünyasına hizmet vermektedir.

İslam'ın ana ilimlerinin geliştiği en önemli merkezlerden biri olan Nisabur'da doğup yine bu şehrin bir semti olan Nasrabad'da ölüp defnedildi.

Tam adı Ebu Hüseyin Müslim b.Haccac en-Nisaburi olan bu büyük hadis bilgini, tıpkı Buhari gibi, islam dünyasının hemen her tarafını dolaşmış geniş araştırmaların sahibi bir dahidir.

Ünlü fıkıh bilgini Ahmed b.Hanbel başta olmak üzre Yahya b.Yahya, Kuteybe b.Saİd, İshak b.Rahuye, Muhammed b.Amr, Muhammed b.Mihran, İbrahim b.Musa, Halef b.Hişam, Süreyc b.Yunus, Ömer b.Hafs, Ahmed b.Yunus, İbrahim b.Münzir ve Mansur b.Muhammed gibi ünlülerden dersler almıştır. O'nun, ders almanın da ötesinde feyz ve ilham aldığı kişilerden biri de büyük hadisçi Buhari'dir. Tarihu Bağdad yazarının belirttiğine göre Müslim, bu büyük dahinin huzuruna gider, yüzünü öper ve şöyle derdi: "Müsaade et de ayaklarını da öpeyim, ey üstatlar üstadı!" Buhari, Kur'an'ın, Allah Kelamı olmasına rağmen, lafızlarının yaratılmış olduğunu savunması (iftirası) sebebi ile ağır tenkitlere maruz kaldığında, Müslim O'nunla dostluğunu kesmemiştir.

Müslim'in Sahih'i, bizzat kendisinin belirttiğine göre, 300.000 hadis arasından seçilmiş olap 52 kitaptan (ana bölüm) oluşmuştur. Buhari'nin eserinin aksine Müslim'in Sahih'i, hadis ilmine dair bir girişle başlamakta ve Kur'an'ın faziletlerine dair bir bölümle sona ermektedir.

Müslim'in daha başka eserlerinin olduğu söylenmekte ise de bugün elimizde yalnız Sahih'i mevcuttur.

Buhari ve Müslim'in Sahihleri, İki Sahih anlamında Sahihayn ve bu iki hadis imamı en büyük iki muhaddis anlamında Şeyhayn diye anılmaktadır, İslam bilginlerinin ortaklaşa kanaatlerine göre, tenkit dışı sayılacak hiçbir hadis kitabı yoktur ve olamaz. Ancak tenkide en az konu olabilecek, iki temel eser, Buhari ile Müslim'in kitaplarıdır. Bunları, müelliflerini daha sonra göreceğimiz üç Sünen kitabı izler. Bu beş eseri altı rakamına ulaştırmak için bazıları imam-ı Malik'in Muvatta'ını, bazıları İbnu Mace'nin Sünen'ini ilave ederler

Kaynaklar:

Müslim için bk. Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, biyografi no: 7089; İbnu Hallikan, Vefeyat, biyografi. No: 717.
 


 

EBU DAVUD (Ölm. 275 / 888)


Tam adı Süleyman b. Eş'as es-Sicistani olup, künyesi olan Ebu Davud'la meşhur olmuştur.

Kütüb-i Sitte'den üçüncüsü ve ünlü dört Sünen kitabının birincisinin müellifidir, ilmi, irfanı kadar zühd ve takvasıyla da ünlüdür. Tıpkı Buhari ve Müslim gibi, o devir islam dünyasının hemen tamamını dolaşmış ve 50'den fazla bilginden ders almıştır.

Hocalannın en ünlüleri Müslim b. İbrahim, Süleyman b. Harb, Musa b. İsmail, Abdullah b. Mesleme, Yahya b. Main, Ahmed b. Hanbel, Hişam b. Ammar, Amr b. Avn, Ahmed b. Yunus ve Osman b. Ebi Şeybe'dir.

Hayatinin büyük kısmı Basra'da geçti. Bağda'ta birçok kez seyahetleri var. Kaynaklar, ünlü mezhep imamı Ahmed b. Hanbel ile yakın dostluğu olduğunu söylerler.

Ebu Davud, Sünen adıyla andığı eserinde, daha çok fıkha kaynaklık eden hadisleri toplamıştır. O'nun bu eseri, "dünyanın harikası ve İslam'ın dayanağı" diye anılmıştır.

Ebu Davud'un, h. 1310'da Kahire'de basılan Kitab el-Marasil adlı bir eseri de vardır.

Ebu Davud'un, Abdullah adında ve el-Mesabih adlı bir eserin de sahibi olan bir oğlu vardır. Abdullah (Ölm. 326) babası çapında büyük bir bilgin olarak ünlüdür.

Ebu Davud'un, eseriyle ilgili olarak, söylediği şu sözler, O'nun din konusundaki temel anlayışını da göstermektedir: "Resulullah (s.a.)'tan rivayet edilen 5000 hadis topladım ve bunların 4800'ünü eserime koydum. Bu hadislerin Sahih vs. gibi derecelerine de işaret ettim. Bu hadisler içinden şu dört tanesi, bir insana, dini hayatı bakımından yeter:

  1. Ameller, niyetlere göredir.
  2. Kişinin Müslümanlığının güzelliğine bir delil de, onun kendisini ilgilendirmeyen şeyleri, boş lakırdıları terketmesidir.
  3. Kişi, kendisi için sevip istediği şeyi, dostu ve komşusu için de sevip istemedikçe mümin olamaz.
  4. Helal ve haram, Allah'ın kitabında apaçık belirtilmiştir. Ancak bu ikisi arasında, her iki yöne çekilebilecek şüpheli şeyler vardır.

Ünlü sufi-bilgin Sehl b. Abdullah et-Tüsteri bir gün Ebu Davud'a geldi ve O'ndan rica etti: "Ey Süleyman! Senden rica ediyorum; Allah Resulü'nden hadisler nakleden o dilini çıkar da bir öpeyim."

Diyor ki Ebu Davud: "Baş olma, lider olma sevdası, en gizli ve en tehlikeli şehvettir."

Ebu Davud, Basra'da öldü ve orada defnedildi.

Kaynaklar:

Ebu Davud için bk. Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdat, biyografi 4638, İbnu Hallikan, Vefeyat, biyografi 272.
 


 

İMAM NESAİ (Ölm. 303/915)


Hadis imamlarının en büyüklerinden biri ve Kütüb-i Sitte'nin 4'üncüsü sayılan Sünen en-Nesai'nin müellifidir.

Tam adı Ebu Abdurrahman Ahmed b. Ali en-Nesai'dir. Çağının en büyük hadis bilgini kabul edilir. Mısır'da doğdu ve bu ülkede yetişip yaşadı, ömrünün son yıllarında, bazı hoşnutsuzluklar yüzünden ülkesini terkettiği ve Şam veya Remle'de, Emeviler tarafından yapılan işkence ve eziyetler sonucu öldüğü kabul edilir. Hayata gözlerini yumduğu yer, tartışmalı olmakla birlikte, Emevi zulmünden çektikleri sonucu şehit olduğu, tartışmasız kabul edilmektedir.

Bir rivayete göre mezarı Remle veya Şam'da değil Mekke'dedir. Kaynakların beyanına göre, Şam'da Emevi eziyetlerine maruz kaldığında öleceğini anlamış ve şöyle vasiyet etmiştir: "Beni Mekke'ye götürün ve orada defnedin." Denir ki, Nesai'nin bu vasiyeti yerine getirilmiş ve naaşı Mekke'ye nakledilerek Safa ve Merve arasına defnedilmiştir.

Kaynaklar O'nun günaşırı oruç tuttuğunu ve dört karısı olduğunu da kaydederler.

Eserlerini tamamlamak için çok seyahat etmek zorunda kalan Nesai, Hz. Ali ve Ehlibeyt'e derin saygısı yüzünden Emevilerin düşmanlığına maruz kalmış ve ordan oraya itilip kakılmak suretiyle büyük eziyetler çekmiştir.

Nesai'nin, Sünen'i dışında iki eseri daha vardır. Bunlardan biri Hz. Ali ve Ehlibeytin faziletlerinden bahseden el-Hasais olup 1308'de Kahire'de basılmıştır, ikincisi olan Kitab ez-Zuafa ise 1323'te Agra'da, 1325'te Allahabad'da basılmıştır.

Ölümüne bir yıl kala Emeviler tarafından Şam'a sürüldü. Fakat sürülmekle bırakılmadı; orada da sürekli eziyet altında tutuldu. Korkusundan zamanının çoğunu ya evinde yahut da camiide geçirmekteydi. Neyazık ki, Emevi azgınları O'na bu hayatı da çok gördüler. Bir gün O'nu evinden çıkarıp bir yere götürdüler ve şu soruyu sordular: "Muaviye'nin faziletlerinden söz edecek misin?" Büyük bilgin şu ölümsüz ve cesur cevabı verdi: "Muaviye hakkında bildiğim ve söyleyebileceğim tek şey, Hz. Peygamber'in O'nun hakkındaki şu sözüdür: "Allah senin karnını doyurmasın." Bunun üzerine Emeviler O'nun üstüne çullandı ve "çağının en büyük hadis bilgini" olarak nitelendirilen bu büyük insan, kasıklarına vurulan Emevi tekmeleri altında ruhunu teslim etti.

Kaynaklar:

Nesai için bk. İbn Hallikan, biyografi no: 29; Zehebi, Tabakat, ilgili bahis; İbnu Hacer, Tehzib, ilgili bahis.
 


 

İMAM TİRMİZİ (Ölm. 279 / 892)


Tam adı, Ebu İsa Muhammed b. İsa'dır. Ceyhun Nehri, diğer adıyla Belh Nehri kıyısındaki Tirmiz kentinde doğup büyüdü.

Tirmizi'nin yaşadığı devir başta İmam Şafii olmak üzre, hadis ve fıkıh bilginlerinin yaşadığı ve hadis ilminin zirvede bulunduğu bir devirdir. Tirmizi, Kütüb-i Sitte'nin diğer müellifleriyle birlikte bu devir bilginlerinin 10'dan fazlasından ortaklaşa dersler gördü.

Tirmizi, ayrıca başta Buhari olmak üzre 20 civarında islam bilgininden de dersler aldı.

Tirmizi, bilgisini geliştirmek üzre, Horosan'ın diğer illerini, Irak'ı, Hicaz'ı da dolaştı. Hadis bilginleri onun için: "Buhari'nin geriye bıraktığı en değerli eser, Tirmizi'dir" derler. Hatta bizzat Buhari'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Ey Ebu İsa, benim senden istifadem senin benden istifadenden daha fazla olmuştur."

Tirmizi'nin bugün elimizde bulunan eseri ünlü hadis kaynağı es-Sünen ile yine bir hadis kaynağı olan eş-Şemail'dir. Kaynaklarda adı geçen, el-İlel, et-Tarih, ve ez-Zühd adlı eserleri bugüne kadar ele geçirilememiştir.

Tirmizi, doğduğu kentin bir köyü olan Buğ'da öldü.

Kaynaklar:

Tirmizi için bk. Sem'ani, el-Ensab; Zehebi, Tezkire, Mizanül-İ'tidal; İbnu Hacer; et-Tenzih; İbnu İmad; Şezerat, ilgili bahisler.

 


 

İBNU MACE (Ölm. 273 / 868)


Tam adı Ebu Abdullah Muhammed b. Yezid el-Kazvini'dir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur.

Hadis ilminin imamlarından biri sayılır. Bağdat, Basra, Küfe, Şam, Mekke, Mısır gibi ilim merkezlerini dolaşıp bir yandan bilgisini geliştirdi, bir yandan da hadis topladı.

6 hadis kaynağından biri olan Sünen'in yanında Tefsiru'l-Kur'an ve Tarihu Melih adlı eserleri de vardır,

Kaynaklar:

İbnu Mace hakkında bk. İbn Hallikan, No: 614; Zehebi, Tezkire No: 636, İbnu İmad, Şezerat, 2/164.
 


 

İMAM MALİK (Ölm. 179 / 795)


Ebu Abdullah Malik bin Enes bin Malik bin Ebi Amir bin Umeyr Teymi Esbahi Humeyri, "Ehl-i sünnet vel-cema'at"in dört büyük mezhebinden biri olan "Maliki" mezhebinin reisidir. Tabi'inden olduğu şüphelidir.

Fıkıhda, hadisde ve tefsirde çok derin bilgisi vardı. Hocaları da, kendisinden istifadeye gelirlerdi. Bir hadis-i şerif okumak için abdest alır, edeble diz çökerdi. Medine'de [Hz. Peygamber (s.a)'in ayağını bastığı yerlere saygısından] hayvana binmezdi, yaya yürürdü. Haksız bir fetvayı vermediği için, yetmiş kırbaç vuruldu.

Harun Reşid, İmam-ı Malik'e dedi ki, "Senin (Muvatta) kitabını Kabeye asacağım. Bütün müslümanların bu kitaba uymalarını emredeceğim. Her yerde tek bir mezheb olsun". İmam-ı Malik de, "Böyle yapma! Eshab-ı kiram, fıkıh bilgilerinde mezheblere ayrıldılar" dedi. (İmam-ı Süyuti'den rivayet)

Afrika'nın kuzeyindeki müslümanların çoğu maliki mezhebindedir

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

11/5/2008 · Kategori: Hadis

Kırk Hadis

Kırk Hadis





1. Ameller niyetlere göredir

Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh rivayet etti:

Rasulullah'ı sallallahu aleyhi ve sellem şöyle söylerken duydum: "Ameller niyetlere göredir. Bir kimse için ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti, Allah'a ve Rasulü'nedir. Eline geçireceği bir dünyalık veya nikahlanacağı bir kadından dolayı hicret eden kimsenin hicreti, hicretine sebep olan şeyedir."

(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, Nesai, Darakutni, İbn Hıbban ve Beyhaki)

--------------------------------------------------------------------------------

2. İslam, İman ve İhsan

Hz. Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir:

Biz bir gün Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yanında otururken, birden, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk yaptığını gösteren herhangi bir belirti olmadığı gibi, aramızda da onu tanıyan birisi yoktu. Adam Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem yanına kadar gelip oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve şöyle dedi:

- Muhammed! Bana İslam'ın ne demek olduğunu söyle!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:

- İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şahadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse haccetmendir.

Adam: - Doğru söyledin, dedi.

Biz onun, hem sormasına hem de tasdik etmesine şaşırdık. Adam sonra:

- Şimdi de bana imanın ne demek olduğunu söyle, dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: - Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin O'ndan olduğuna inanmandır, buyurdu.

Adam yine: -Doğru söyledin, dedi.

Arkasından: - Bana ihsanı anlat, dedi.

Rasululah sallallahu aleyhi ve sellem: - İhsan, görüyormuş gibi Allah'a ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görmektedir, cevabını verdi.

Adam: - Bana, kıyametin ne zaman kopacağını söyle, dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: -Sorulan, (bu konuda) sorandan daha bilgili değildir (senin gibi ben de bilmiyorum), dedi.

O: - Öyleyse bana kıyametin alametlerinden söz et,dedi.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: - Cariyenin hanımefendisini doğurması, yalınayak, çıplak, fakir deve çobanlarını yaptırdıkları binalarla boy ölçüşürken görmendir, dedi.

Hz. Ömer radiyallahu anh sözüne şöyle devam etti:

"Daha sonra adam çıkıp gitti. Bir süre hayretler içinde kaldım. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Ömer! Soru soran kimdi, biliyor musun? dedi.

Ben de: - Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedim.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: - O Cebrail'di. Size dininizi öğretmeye gelmişti, buyurdu.

(Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai)

--------------------------------------------------------------------------------

3. İslam'ın temel esasları

Ebu Abdirrahman b. Ömer b. Hattab'tan radiyallahu anh:

Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum: "İslam dini beş temel esas üzerine kurulmuştur: Allahtan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe'yi tavaf etmek (hacca gitmek), Ramazan orucunu tutmaktır."

(Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai ve Ahmed b. Hanbel)

--------------------------------------------------------------------------------

4. İnsanın yaratılışındaki devreler ve sonu

Ebu Abdirrahman Abdullah b. Mes'ud'dan radiyallahu anh:

"Doğru olan ve doğruluğu Allah tarafından tasdik edilen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle anlattı:

- Her birinizin yaratılışı, anasının karnında olur. Şöyle: Kırk gün nutfe olarak kalır. İkinci kırk günde alaka (kan pıhtısı) halini alır. Üçüncü kırk günde et parçası haline gelir. Bunlardan sonra, görevli melek gönderilir ve o, bu et parçasına ruhu üfler. Ona dört kelimeyi; rızkını, ecelini, amelini, şaki mi (fena hareketli, bahtsız) yoksa said (iyi hareketli, bahtlı) mi olacağını yazması emredilir.

Kendinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, sizden biri cennetliklerin amelini işler, o kadar ki cennetle kendi arasında bir arşınlık mesafe kalır. Ancak hakkındaki yazı üstün gelir, cehennemliklerin amelini işlemeye başlar ve sonunda cehenneme girer. Yine sizden birisi, cehennemliklerin amelini yapa yapa, cehennemle kendisi arasında bir arşın mesafe kalacak hale gelir. Fakat hakkındaki yazı ona üstün gelir, cennetliklerin amellerini işlemeye başlar ve sonunda cennete girer."

(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace)

--------------------------------------------------------------------------------

5. Münker ve bid'atların kabul edilmemesi

Müminlerin annesi, Ummu Abdillah Hz. Aişe'den:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: -"Kim bizim bu dinimizde bulunmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o merduttur (geri çevrilmiştir)."

(Buhari ve Müslim)

Müslim'e ait bir rivayette şöyle buyurulmaktadır: "Kim bu dinimize uygun olmayan bir amel yaparsa, o ameli merduttur, kabul olunmaz."

(Buhari, Müslim, Ebu Davud ve İbn Mace)

--------------------------------------------------------------------------------

6. Helal ve Haram

Ebu Abdillah b. en-Nu'man b. Beşir'den:

Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dediğini duydum: "Helal olan açıktır, haram da açıktır. İkisi arasında helale de, harama da benzeyen ve insanların çoğunun hükmünü bilmediği şeyler vardır. Kim bu şüpheli olanlardan sakınırsa, dinini ve namusunu korumuş olur. Kim de şüphelilere dalarsa, sonunda harama dalar. (Bunun durumu), koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir ki, koruluğa dalması pek uzak değildir. Dikkat edin! Her sultanın bir koruluğu vardır. Allah'ın koruluğu ise, haram kıldıklarıdır.

Dikkat edin! Vücutta bir et parçası vardır ki, o iyi olduğunda, vücudun tamamı iyi olur. O bozulduğu zaman vücudun tamamı bozulur. Haberiniz olsun! O kalptir."

(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve İbn Mace)

--------------------------------------------------------------------------------

7. Din nasihattır

Ebu Rukayye Temim b. Evs ed-Dari'den:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: -Din nasihat demektir, buyurdu.

Biz de: -Kimin için dedik.

O sallallahu aleyhi ve sellem: -Allah için, kitabı hakkında, Peygamber'i hakkında, müslümanların idarecileri hakkında ve diğer müslümanlar hakkında nasihattır, cevabını verdi."

(Müslim, Ebu Davud ve Nesai)

--------------------------------------------------------------------------------

8. Müslümanın kanının ve malının haramlığı

Abdullah b. Ömer'den:

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'La ilahe illallah, Muhammedun Rasulullah' demelerini sağlayıncaya, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar insanlarla savaşma emrini aldım. Bunu yaparlarsa, İslam'ın hakkı olan hükümler dışında, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir."

(Buhari ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

9. Kolaylık göstermek, zorluk çıkarmamak, itaat edip inatçılığı bırakmak kurtuluş yoludur

Ebu Hureyre Abdurrahman b. Sahr'dan:

"Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum: Sizi men ettiğim şeylerden çekinin. Emrettiğimi de gücünüzün yettiği oranda yapın. Şüphesiz sizden öncekileri, çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri mahvetmiştir."

(Buhari ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

10. Temiz ve helal olmak, duanın kabul edilme şartıdır

Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah Ta'ala temizdir, ancak temiz olanları kabul eder. Allah Ta'ala peygamberlere neyi emrettiyse, müminlere de onu emretmiş ve: "Ey peygamberler! Tertemiz, helal olanlardan yeyin ve salih amel işleyin." (Mu'minun, 51), "Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların tertemiz ve helal olanlardan yeyin." (Bakara,172)

Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hac için uzun uzadıya yolculuk yapan, saçları dağınık, toz toprak içinde kalan bir adamı anlatarak şöyle buyurdu:

-Bu adam ellerini semaya kaldırır: Ya Rabbi! Ya Rabbi! diye yalvarır. Halbuki o adamın yediği haramdır. Vücudu haram gıdalarla beslenmiştir. Bunun duası nasıl kabul edilir?"

(Müslim ve Tirmizi)

--------------------------------------------------------------------------------

11. Kesin olanı alıp şüphelilerden uzak durmak

Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem torunu ve gül kokulusu Ebu Muhammed, Hasan b. Ali radiyallahu anh şu hadisi rivayet etmiştir:

"Sana şüpheli geleni bırakıp şüpheli olmayanı al."

(Tirmizi, Nesai, İmam Ahmed, Şeyh Ahmed Şakir, senedi sahihtir, demiştir.)

--------------------------------------------------------------------------------

12. Faydalı olanla meşgul olmak

Ebu Hureyre'nin radiyallahu anh rivayet ettiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kişinin müslümanlığının güzel taraflarından biri de, kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesidir."

(Tirmizi, İbn Mace, Ez-Zerkani Muvatta şerhinde isnadı hasen hatta sahihtir demiştir)

--------------------------------------------------------------------------------

13. İman ve İslam Kardeşliği

Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem hizmetçisi Ebu Hamza Enes b. Malik şunu rivayet etti:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : "Sizden birisi, kendisi için arzu ettiğini, kardeşi için de arzu etmedikçe hakkıyla iman etmiş olmaz, demiştir."

(Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi ve İbn Mace)

--------------------------------------------------------------------------------

14. Müslümanın kanını dökmek haramdır

Abdullah b. Mes'ud radiyallahu anh şunu rivayet etti:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'tan başka ilah olmadığına, benim Allah'ın Rasulü olduğuma şahitlik eden müslümanın kanı, ancak şu üç kişiden biri olduğunda helal olur: Zina eden evli, kasten adam öldüren ve İslam cemaatından ayrılarak dininden dönen."

(Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi)

--------------------------------------------------------------------------------

15. İmanın bazı özellikleri güzel söz, misafir ve komşu hakkı

Ebu Hureyre'den radiyallahu anh rivayet edilmiştir:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan, ya hayırlı söz söylesin ya da sussun. Allah'a ve ahiret gününe inanan komşusuna ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe inanan misafirine ikram etsin."

(Buhari ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

16. Kızma! senin için cennet var!

Ebu Hureyre'nin radiyallahu anh rivayet ettiğine göre, birisi Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem:

-Bana tavsiyede bulun, dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

-Kızma, cevabını verdi.

Adam bu isteğini birkaç defa tekrar etti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yine:

-Kızma, dedi.

(Buhari)

--------------------------------------------------------------------------------

17. Her şeyde iyi olmak ve iyi yapmak

Ebu Ya'la Şeddad b. Evs, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"Allah Ta'ala her şeyde iyi olmayı ve iyi yapmayı emretmiştir. Öyle ki, öldürdüğünüzde bile iyi öldürün. Hayvanı keserken iyi kesin. Bıçağınızı iyi bileyin ve hayvanı rahatlatın, eziyet etmyin."

(Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

18. Takva (Allah korkusu) ve güzel ahlak

Ebu Zerr Cundub b. Cunade ile Ebu Abdirrahman Muaz b. Cebel radiyallahu anh, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet ettiler:

"Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Kötülüğün peşinden iyilik yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlakla davran."

(Tirmizi, Tirmizi'nin hasen olduğunu söylediği bu hadisin, Ahmed, el-Bezzar, et-Taberani, el-Hakim ve İbn Abdilber ve başkalarında başka tarikleri vardır.)

--------------------------------------------------------------------------------

19. Allah Ta'ala'nın yardımı, onun koruması ve desteği

Ebu'l Abbas, Abdullah b. Abbas radiyallahu anh şöyle anlattı:

Bir gün, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem bindiği hayvanın arkasındaydım. Dedi ki:

-"Yavrum! Sana birkaç söz öğreteceğim: Allah'ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, onu karşında bulasın. İsteyeceğin zaman Allah'tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah'tan yardım dile. Bilmiş ol ki, bütün millet, herhangi bir hususta sana fayda vermek için bir araya gelmiş olsa, ancak Allah'ın senin için takdir ettiği hususta sana yararlı olabilirler. Aynı zamanda, sana herhangi bir hususta zarar vermek için bir araya gelmiş olsalar, ancak Allah'ın takdir ettiği kadarıyla sana zarar verebilirler. Çünkü kalemler, vaki olacak her şeyi tesbit ettikten sonra kaldırılmış, sayfaların mürekkebi kurumuş, artık yeniden yazma imkanı kalmamıştır."

Hadisin başka bir rivayetinde şöyledir:

"Allah'ı gözet ki, onu karşında bulasın. Bolluk ve genişlik zamanında, Allah'ı tanı ki, sıkıntıda da o seni tanısın. Şunu bil ki: Sana gelmeyen, gelecek değildir. Sana gelecek musibet de, gelmeyecek değildir. Zaferin sabırla birlikte, sevincin kederle birlikte, kolaylığın da zorlukla birlikte olduğunu bil."

(Tirmizi, Ahmed b. Hanbel ve Abdullah b. Humeyd)

--------------------------------------------------------------------------------

20. Haya (Utanma) imandandır

Ebu Mes'ud Ukbe b. Amr el-Ensari el-Bedri'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"İnsanların ilk peygamberlikten beri, peygamberlerden duyduğu sözlerden birisi şudur: "Utanmazsan dilediğini yap."

(Buhari, Ebu Davud ve İbn Mace)

--------------------------------------------------------------------------------

21. Doğruluk ve İman

Ebu Amr (Ebu Amra da denildi) Sufyan b. Abdullah es-Sekafi radiyallahu anh şöyle dedi:

-Allah'ın Rasulü! İslam hakkında bir söz söyle ki, senden başka hiç kimseye bir şey sormayayım, dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:

-Allah'a inandım, de, sonra da istikamet üzere (doğru) ol.

(Müslim, Tirmizi ve İbn Mace)

--------------------------------------------------------------------------------

22. Cennet yolu

Ebu Abdillah Cabir b. Abdullah el-Ensari şöyle rivayet etti: Birisi Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem:

-Ne dersin, farz namazları kıldığım, Ramazan orucumu tuttuğum, helal olanı helal olarak kabul edip haram olanı da haram saydığım ve çekindiğim ve bunlara kendiliğimden bir şey katmadığım takdirde cennete girer miyim? diye sordu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

-Evet, diyerek karşılık verdi.

(Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

23. Her hayır sadakadır

Ebu Malik el-Haris b. Asım el-Eş'ari'den radiyallahu anh rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdulillah sözü (nün sevabı) mizanı doldurur. Subhanellahi ve'l-hamdulillah, gökle yer arasını doldurur, Namaz bir nurdur. Sadaka bir delildir. Sabır bir ışıktır. Kur'an senin lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes, sabahleyin, alış verişe çıkmış gibidir. Kimisi yapılan alış verişte kendini kurtarır, kimisi de kendini mahvedip yok eder."

(Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

24. Zulmetmek haramdır

Ebu Zer el-Gıfari, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem Rabbinden naklettiği bir kudsi hadisi şöyle rivayet etmiştir:

Allah Ta'ala buyuruyor ki:

"Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram saydım. Sizin aranızda da onu haram kıldım. Öyleyse zulmetmeyin. Kullarım! Benim hidayet verdiğimden başka hepiniz sapıklığa düşmeye mahkumsunuz. Hidayet isteyin, sizi doğru yola ileteyim. Kullarım! Benim doyurduğumdan başka hepiniz aç kalmaya mahkumsunuz. Rızkınızı benden isteyin, rızık vereyim. Kullarım! Ben giydirmezsem siz çıplak kalmaya mahkumsunuz. Benden giyecek isteyin, sizi giydireyim. Kullarım! Gece gündüz hata işliyorsunuz. Ben ise bütün günahları bağışlarım. Benden mağfiret dileyin, sizi bağışlayayım. Kullarım! Siz bana zarar veremezsiniz ki, zarar veresiniz. Fayda veremezsiniz ki faydanız dokunsun. Kullarım! Siz, insanıyla ciniyle baştan sona hepiniz, en müttaki bir kişinin kalbi üzere olsanız, bu benim mülkümde hiçbir şey artırmaz. Yine önce ve sonra gelen bütün insan ve cinler, en facir bir kimsenin kalbi üzere olsanız, bu da benim mülkümden bir şey eksiltmez. Kullarım! Önce ve sonra geleniyle bütün insan ve cinler bir meydanda toplanıp benden bir şey isteseler, ben onların her birine istediğini versem, benim hazinemden bir şey eksilmiş olmaz. Bu, denize batırılan bir iğnenin deniz suyundan su eksiltmesi gibidir. Kullarım! Ben sizin bütün amellerinizi sayıyor ve tesbit ediyorum. Sonra onu olduğu gibi vereceğim. Yaptığının karşılığı olarak hayra ve sevaba kavuşan Allah'a hamdetsin. Başka şeyler bulan da sadece kendisini kınasın."

(Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

25. Yüce Allah'ın lütfü ve bol rahmeti

Ebu Zer radiyallahu anh şöyle rivayet etti:

Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem ashabından bazıları ona:

-Allah'ın Rasulü! Zenginler ecirleri (sevap ve mükafatları) alıp götürdüler. Halbuki onlar bizim gibi namaz kılıyor ve bizim gibi oruç tutuyorlar. Üstelik mallarının bir kısmıyla sadaka veriryorlar. (Biz onlardan çok geri kaldık. Bize yol göster) dediler.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-Allah Ta'ala, size sadaka verme imkanı tanımadı mı zannediyorsunuz? Her tesbihte, sizin için sadaka (sevabı) vardır. Her tekbir, her tahmid, her tehlil, her iyiliği emretme, her kötülükten vazgeçirme (karşılığında) bir sadaka vardır. Hatta sizden birinin ailesiyle münasebetinde bile sadaka ecri vardır.

Onlar:

-Allah'ın Rasulü! Şehevi arzumuzu yerine getirmekte de sevap olur mu? dediler.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:

-Ne dersiniz? Bu arzuyu haram yoldan giderseniz, size günah olur mu? İşte arzunuzu helal yoldan giderdiğiniz takdirde, sizin için sevap ve mükafat vardır.

(Buhari ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

26. İnsanların arasını düzeltmek ve onlara adeletle davranmak

Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"İnsanın, vücudundaki her eklemin karşılığında, her gün, bir sadaka borcu vardır. İnsan, iki kişi arasında adaletle hükmeder, bu bir sadaka olur. Güzel söz bir sadakadır. Namaz için atılan her adımda sadaka sevabı vardır. Rahatsızlık veren bir şeyi kaldırır, o da bir sadaka olur."

(Buharî ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

27. İyilik ve Günah

En-Nevvas b. Sem'ân Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"İyilik, güzel ahlâk demektir. Günah ise, içini rahatsız eden ve insanların haberdar olmasını istemediğin şeydir."

(Müslim)

Vâbisa b. Ma'bed'den de radiyallahu anh şöyle rivayet edilmiştir:

Rasulullaha sallallahu aleyhi ve sellem geldim. O bana:

-İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin? dedi. Ben de:

-Evet, dedim. O:

-Kalbine danış. İyilik, vicdanın, yaptığı için huzur duyduğu, kalbin tereddüde düşmediği hareketlerdir. Kötülük ise, doğru bulsalar ve iyidir deseler bile içini rahatsız eden, kalbinde tereddüt meydana getirendir.

(Hasen bir isnatla Ahmed b. Hanbel'le ed-Dârimî 'nin Musned'lerinde rivayet edilmiştir. En-Nevvas b. Sem'ân'ın hadisi: Müslim'de rivayet edilmiştir)

--------------------------------------------------------------------------------

28. Sünnete bağlılık ve Bidatlardan uzak durmak

Ebu Necîh el-Irbad b. Sariye radiyallahu anh şunu anlattı:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize, kalpleri titreten, gözleri yaşartan bir nasihatta bulundu. Biz de şöyle dedik:

-Allah'ın Rasülü! Bu yaptığın konuşma, vedalaşan bir kimsenin nasihatına benziyor. O halde bize tavsiyede bulun. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-"Size Allah'tan korkmanızı, idareciniz bir köle bile olsa, ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü sizin aranızda yaşayanlardan bazıları, birçok ihtilâf görecek. O halde siz, benim sünnetime ve raşid (doğru yolda olan) ve hidayete erişmiş halifelerin sünnetine sarılın. Onlara (dişlerinizle ısırır gibi) sımsıkı sarılın. Dinî konularda sonradan ortaya çıkarılan bidatlardan da sakının. Çünkü her bidat sapıklıktır."

(Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mâce)

--------------------------------------------------------------------------------

29. Hayır kapıları ve doğruluk yolları

Muaz b. Cebel radiyallahu anh şunları anlattı:

-Allah'ın Rasulü! Beni cennete koyacak, cehennemden de uzaklaştıracak bir ameli bana haber ver, dedim. O da şöyle cevap verdi:

-Çok büyük bir şey sordun. Ancak o amel, Allah'ın kolaylık vereceği kimseye pek kolaydır. Sen, Allah'a kulluk eder, ona hiçbir ortak tanımazsın. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir. Ramazan orucunu tutar ve gücün yeterse haccedersen.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sözüne şöyle devam etti:

-"Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, kötülüklere karşı bir kalkan, sadaka; suyun ateşi söndürdüğü gibi, günahları söndürür. Kişinin geceleyin kıldığı namaz da hayır çeşitlerindedir." Bundan sonra da şu ayeti okudu: "Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için) vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez." (Secde, 16-17)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: -Din işinin esası, direği ve zirvesi nedir, sana öğreteyim mi? dedi. Ben de:

-Evet, Allah'ın Rasulü! dedim. O da:

-İşin başı İslam'dır. Direği namazdır, zirvesi de cihattır, cevabını verdi. Daha sonra:

-Bu dediklerinin hepsinin daha önemli olanını sana haber vereyim mi? dedi. Ben de:

-Evet, Allah'ın Rasulü! dedim. O da dilini tutarak:

-Şunu korumaya çalış, dedi. Ben:

-Allah'ın Rasulü! Biz, söylediğimiz sözler yüzünden hesaba çekilcek miyiz? diye sordum. Hz. Peygamber:

-Anan seni yitirsin, Muaz! Herkesi cehenneme yüzleri yahut burunları üzere sürükleyen, dillerinin biçip devşirdiği kötülükler değil midir? cevabını verdi.

(Tirmizî)

--------------------------------------------------------------------------------

30. Yüce Allah'ın koyduğu hadler (sınırlar) ve Haramlar

Ebu Sa'lebe el-Huşenî Cursûm b. Nâşir, Rasulullah'tan şunu rivayet etti:

"Yüce Allah bazı farzlar koymuştur. Onları yerine getirin, zayi etmeyin. Allah birtakım hadler koymuştur, bunları geçmeyin. Bazı şeyleri de haram kılmıştır. Onları çiğnemeyin. Bazı şeylerde de, unuttuğundan değil, size merhametinden dolayı susmuştur. Onları araştırıp öğrenmeye kalkmayın."

(Ed-Dârakutni, Hasen)

--------------------------------------------------------------------------------

31. Zühdün gerçek anlamı ve sonuçları

Ebu'l-Abbas Sehl b.Sa'd es-Sâidî radiyallahu anh şunu anlattı:

Bir adam Hz. Peygamber'e gelip şöyle dedi:

-Allah'ın Rasulü! Bana bir amel göster ki, onu yaptığım takdirde, Allah da insanlar da beni sevsinler.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:

-Dünyaya gönül bağlama. Böyle yaptığın takdirde, Allah seni sever. İnsanların sahip olduğu şeylerden de uzak dur. Böyle yaparsan insanlar seni sever.

(İbn Mâce, İbn Allân, Et-Taberânî, İbn Hıbban, el-Hâkim ve el-Beyhakî, Hasen)

--------------------------------------------------------------------------------

32. İslam'da zarar verme yoktur

Ebu Saîd Sa'd b. Sinan el-Hudrî radiyallahu anh Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şu sözünü rivayet etti:

"Zarar verme de yoktur. Zarara, zararla karşılık verme de yoktur."

(İbn Mâce, İmam Mâlik, el-Hâkim ve el-Beyhakî, Hasen)

--------------------------------------------------------------------------------

33. İslâm hukukunun esasları

Abdullah b. Abbas radiyallahu anh Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

"İnsanlara, iddia ettikleri için, istedikleri verilse, çoğu kimse başkalarının mallarını ve kanlarını iddia ederler. Ancak davanın isbatı için delil getirmek iddia edene (davacı), isbat edemediği takdirde yemin ederek davayı reddetmek de davalıya (inkâr edene) aittir."

(El-Beyhakî, bir kısmı Buharî ve Müslim'in Sahihlerinde geçmektedir, Ebu Davud, Nesaî, Tirmizî ve İbn Mâce, hadis Hasen)

--------------------------------------------------------------------------------

34. Kötülüğü gidermek İslâmi bir görevdir

Ebu Saîd el-Hudrî radiyallahu anh anlatıyor:

Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum:

"Sizden kim, bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle değiştirsin. Sonuncusu, imanın en zayıf hâlidir."

(Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

35. İslâm kardeşliği ve müslümanın hakları

Ebu Hureyre, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"Birbirinize haset etmeyin. Alış verişte, almayacağınız malın fiyatını artırarak birbirinizi aldatmayın. Birbirinize kin gütmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin (küsüp darılmayın). Pazarlığı bitmiş olan alış verişi bozmayın. Allah'ın kulları! Kardeş olun. Müslüman, müslüma-nın kardeşidir. Ona zulmetmez, darda kaldığında onu yalnız bırakmaz, yalan söylemez. Onu küçük görmez. (Rasulullah göğsünü göstererek) Takva (Allah korkusu) buradadır. Kişiye, mümin kardeşini hor görmesi, günah olarak yeter. Müslümanın her şeyi: kanı, malı ve namusu diğer müslümana haramdır."

(Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

36. Hayırların tümü

Ebu Hureyre'nin radiyallahu anh rivayet ettiğine göre, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim, bir müminin dünya üzüntülerinden birini giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki üzüntülerinden birini giderir. Kim, darda kalmışa kolaylık gösterirse, Allah da, dünya ve ahirette ona kolaylık gösterir. Kul, kardeşine yardım ettiği sürece, Allah da ona yardım eder. Kim, ilim tahsil etmek için yola çıkarsa, o ilim sebebiyle, Allah o kimseye, cennete giden yolu kolaylaştırır. Bir topluluk, Allah'ın evlerinden birinde, Allah'ın kitabını okuyarak, aralarında müzâkere etmek üzere toplanırsa, onların üzerine sekînet ve huzur iner, onları rahmet bürür ve melekler onları kuşatır. Yüce Allah yanındakilere onları zikreder. Bir kimseyi ameli geri bırakırsa, nesebi ileri götüremez."

(Buharî ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

37. Allah'ın adaleti, lütfü ve gücü

İbn Abbas radiyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Rabbinden yaptığı rivayette şöyle buyurduğunu söylemektedir:

"Allah iyilikleri ve kötülükleri yazıp şunları açıkladı: Kim bir iyiliği yapmaya karar verir de yapmazsa, Allah onu kendi yanında tam bit iyilik olarak yazar. Bir iyiliği yapmaya karar verir ve yaparsa, onu on sevaptan yedi yüz katına, hatta daha çok katlarına kadar sevap olarak yazar. Kim bir kötülük yapmaya niyet eder, sonra vazgeçerse, onu da tam bir iyilik olarak yazar. Eğer bir kötülüğü yapmaya karar verir ve yaparsa, onu bir günah olarak yazar."

(Buharî ve Müslim)

--------------------------------------------------------------------------------

38. Allah'a yakın olma ve onun sevgisini kazanma

Ebu Hureyre'nin radiyallahu anh rivayet ettiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Yuce Allah şunları buyurdu: "Kim, benim bir veli kuluma düşmanlık ederse, ben ona savaş ilân ederim. Kulum, farz kıldığımdan daha fazla sevdiğim bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum bana, devamlı olarak nafile ibadetlerle de yaklaşır. Böylece ben onu severim. Onu seversem, işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. İsterse mutlaka veririm. Bana sığınırsa onu korurum."

(Buharî)

--------------------------------------------------------------------------------

39. İslam'da zorluğun kaldırılması

İbn Abbas'ın radiyallahu anh rivayet ettiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Yüce Allah ümmetimden; hata, unutma ve zorlanarak yaptırılan bir işten dolayı meydana gelecek günahları, benim için kaldırmıştır."

(İbn Mâce, el-Beyhâki ve İbn Hibban, Sahih)

--------------------------------------------------------------------------------

40. Ahireti kazanmak için dünyayı fırsat bilmek

İbn Ömer radiyallahu anh şöyle anlattı:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem omuzumdan tutup şöyle dedi:

"Dunyada garip bir kimse gibi, veya geçip giden bir yolcu gibi ol."

İbn Ömer de radiyallahu anh şöyle diyordu:

"Akşamı ettiğinde sabahı bekleme, sabaha ulaşınca da akşamı bekleme. Sağlıklıyken, hastalığın için, hayatında da ölümden sonrasına hazırlık yap."

(Buharî)

--------------------------------------------------------------------------------

41. Allah'ın dinine uymak, imanın temelidir

Ebu Muhammed Abdullah b. Amr b. el-Âs radiyallahu anh, Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"Sizden birinin gönlü (hevası) benim getirdiğim dine tâbi oluncaya kadar hakkıyla iman etmiş olmaz."

(Bu, hasen sahih bir hadistir. Onu, Kitabu'l-hucce'de sahih bir isnat ile rivayet ettik.)

--------------------------------------------------------------------------------

42. Yüce Allah'ın mağfiretinin genişliği

Enes'ten radiyalllahu anh rivayet edildi:

Rasulullan'ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum:

"Yüce Allah şunları buyurdu: Ey Ademoğlu! Bana dua ettiğin, rahmetimi ümit ettiğin sürece, seni bağışlar, önceki günahlarını da affederim. Günahlarını çokluğuna da aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Günahların dağlar gibi yığılsa, gök yüzüne ulaşsa, sonra benden af dilesen, seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Bana hiçbir şeyi ortak tutmadan, yeryüzü dolusunca hata ile gelsen, ben de sana yeryüzünü dolduran bir mağfiretle gelirim."

(Tirmizî, hasen)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

11/5/2008 · Kategori: Hadis

Hutbetü'l Hace

Hutbetü'l Hace





Allah'ın Rasulü (sav) her vaz'da ve konuşmada Hutbetü'l Hacele başlardı. Allah'ın Rasulü (sav) şöyle söyledi:

Hamd, ancak Allah (c.c.) içindir. O'na hamdeder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amel­lerimizin kötülüğünden O'na sığınırız. Allah (c.c.) kimi hi­dayete erdirirse onu saptıracak hiç kimse yoktur, kimi de saptırırsa onu hida­yete erdirecek yoktur.

Allah'tan (c.c.) başka ibadete layık ilah olmadığına şe-hadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehadet ede­rim ki, Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve Rasulü'dür.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Allah'tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslümanlar olarak ölün." (Al-i İmran: 3/102)"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadın­ lar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akra­balık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Al­lah sizin üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa: 4/1)"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab: 33/70-71)Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın Kelamı, yol­ların en hayırlısı Muhammed'in (s.a.v.) yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup di­ne sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapık­lık da ateştedir."*

(*) Sahih Müslim - Cuma: 13, Nesai Cuma: 24

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Pretty Gold Wildflowers Glitters

gazetealemi

11/5/2008 · Kategori: Hadis

İslâm Dünyasında Hadis İnkârcıları ve Görüşleri

İslâm Dünyasında Hadis İnkârcıları ve Görüşleri 

 Yazdırılabilir Sayfa



Hazırlıyan ve Yazan: Mustafa Dönmez

Sünneti inkar fitnesinin ilk hicri üçüncü asırda ölmesine rağmen aradan yaklaşık on asır geçtikten sonra hicri on üçüncü asırda oryantalistlerin gayelerine uygun olarak bu konuyu gündeme getirmeleri üzerine, İslâm dünyasında yeniden alevlendi. Bu defa ilk olarak İngilizlerin işgali altında bulunan Hindistan’da kendini gösterdi. Burada sünnet/hadis inkarcılığın öncülüğünü oryantalist Sprenger’in arkadaşı ve Kadyani’nin öncülerinden Seyyid Ahmed Han (1817-1898) yaptı.

Ahmed Han’ın İddiaları:

1. Hz. Peygamberin sözlerinin tamamı vahiy değildir.

2. Hz. Peygamber hayatındaki birçok olayı Peygamber olarak değil, devlet adamı sıfatıyla yapmıştır.

3. Yaptığı işler ve sözleri Peygamberlik fonksiyonu ile ilgili değildir.

4. Kütübi-Sitte’de birçok uydurma hadis vardır. Hadis kitaplarındaki sözler ravilere ait olup bunlar daha fazla, Müslümanların ilk birkaç kuşağın tarihi yaşantı ve düşüncelerin kaynağını içermektedir.

5. İlk devir hadis alimleri, hadis kaynaklarına giren uydurma rivayetleri fark edememişlerdir.

6. Vahye değil, akla bağlı bir hukukun kabul edilmesi, akla uygun olmadığı görülen hadislerin reddedilmesi ve aklı esas alarak bir hadis tenkid ölçüsünün geliştirilmesi gerekir.

7. Keramet ve mucizelerden bahseden hadisler inkar edilmelidir.

8. Kur'an’a, tecrübeye ve akla ters olan bütün hadislerin atılması gerekir.

9. Kur'an’da diğer Peygamberlere nispetle anlatılan mucizeler tevil edilmelidir.

10. Hadislerde Buhari’dekiler dahil, İslâm’ı ve Peygamberi lekeleyen yönler bulunmaktadır.

11. Zaman ve şartlar değişince Kur'an’ın yeniden yorumlanması gerekir.

- Ahmed Han hadis ehliyle mücadele etmek için ehli Kur'an ekolünü kurmuştur.

 

Mevlevi Cerağ Ali (1844-1898):

İddiaları:

1. Hz. Peygamberin emir ve öğütleri gelip geçici bir özelliğe sahiptir.

2. Kütübi-Sitte’de Hz. Peygambere istinad edilen sözler genellikle uydurmadır. Bu hadislerle amel etmek, akla ve vicdana ters hareket etmektir.

3. Hz. Peygamber bir hukuk sistemi bırakmamış ve telkinde de bulunmamıştır. Medeni yada dinin herhangi bir esasını zamana bağlı olarak, müslümanların kendilerinin koymasını istemiştir. 4. Hz. Peygamber zamanında uygulanan hukuk, arapların hukuk kurallarını ihtiva eder. Buna bağlı olarak Hz. Peygambere atfedilen hukuki hadisler genelde uydurmadır.

5. Cihat hakkındaki ayetleri ya tevil yada inkar edilmelidir. Hz. Peygamberin cihatları, hücuma değil savunmaya yöneliktir. Cihat savaşmak değil gayret göstermektir.

- Hadislerin neredeyse tamamını veya çoğunu uydurma kabul eden Cerağ Ali, Seyyid Ahmed Han gibi işine gelen yerde hadisleri nakletmekten çekinmemiştir.

- Hindistan’da hadis inkar fitnesini körükleyenler: Nevvab Muhsinül-Mülk (1